Hayır, hayır!
Başlığın Türkiye'yle bir ilgisi yok.
İhtilallere alışık olan cennet
vatanımızda, en azından şu sıralar
böyle bir tehlikenin varolduğunu
sanmıyorum.
Başlıktaki cümle bir oyunla ilgili:
Ali Poyrazoğlu Tiyatrosunda
"Uzakta Piyano Sesleri" adlı
nefis bir oyun izledim.
Oben Güney'in sahneye
koyduğu oyuna emeği geçen
ve kelebek kanadı en
inceliğindeki bu oyunu dantel
dantel işleyen bütün oyuncuları
kutlarım.
Benden kocaman bir bravo!
***
Oyun Anton Cehov'un
Yalta'daki yazlığında geçiyor.
Cehov, arkadaşları Ivan Bunin ve
Maxim Gorki ile birlikte.
Gorki hep yaklaşan fırtına'yı,
yani ihtilali dile getiriyor.
Bunin Gorki'nin köylülüğüyle
alay eden "incelmiş aydın."
Cehov ise aşırı duygusallığını
alaycılık perdesi altında saklamaya
çalışan bir ermiş.
Derken Moskova Sanat
Tiyatrosu'ndan bir grup Cehov'u
ziyarete geliyor. Amaçları, yeni
biten oyunu, yani "Üç
Kızkardeş'i almak.
Hepsi huzursuz.. Herkes küçük
ihtirasların, gündelik dertlerin
pençesinde kıvranmakta.
Toplum ihtilale doğru akıyor.
Fırtına yaklaşmakta.
Yalta'daki yazlık evde insanlar,
cinsellikleriyle, adam yerine konma
kompleksleriyle, birbirlerine attıkları
ufak kazıklarla, yalanlarla çırpınıp
duruyorlar.
Cehov ise yaklaşan ölümden
korkuyor.
İçlerinde en kabaları,
sevimsizleri köylü Gorki. Her sözü
ihtilalle, ilgili. Çar sülalesine
sövüyor.
Kan ve ateş övgüsü yapıyor.
Yaklaşan fırtınanın sesini bir o
duymakta.
Ötekilerse gittikçe uzaklaşan
piyano seslerinden başka her şeye
kapamışlar kulaklarını.
***
O huzursuz insanlar arasında en
gerçekçi olan Gorki miydi?
Bir bakıma evet!
Yaklaşan şiddeti ve devrimi
sadece o görmüştü.
Gorki gerçekten de yeni
dünyaya aitti; şiddetin ve fırtınanın
dünyasına.
Onun köylü ihtirası yanında,
ötekiler zarif ama solgun bir güz
ağacına benziyorlardı.
Gorki haklı çıktı.
Ama bir dönem için.
Fırtına geldi, esti ve geçti.
Şimdi fırtına sonrası dünyaya
bakıyoruz ve diyoruz ki: "Hayır!
Haklı olan Gorki değildi,
Cehov'du. İnsan
ruhunun
labirentlerinde dolaşan ve
alçakgönüllü bir insanlık
komedisi yaratan Cehov."
Çünkü fırtınalar gelip geçiyor
ama aşkıyla, öfkesiyle,
kıskançlığıyla insan aynı kalıyor.
Aslolan insandır!
