Bizim devlet zaman zaman sinirlenir; (Demirel'in deyimiyle hiddetlenir) zaman zaman paniğe kapılır ve sabırsızlanır.

Bunların hepsi de tehlikeli belirtilerdir.

Bir insan tekinde bile hoş görülmeyen bu duygusal patlamalar devlet boyutunda iyice aşırılaşır.

Çünkü devletin elinde çok olanak vardır.

Silahlı güç kullanabilir, olağanüstü mahkemeler kurup hukuku askıya alabilir, insanları idam edebilir, birkaç kararnameyle ekonomik krize yol açabilir ve hepsinden önemlisi ülkeyi sonsuz bir savaş cehennemine sürükleyebilir.

Tarihteki büyük savaşların hepsinin gerçek nedenlere dayandığı söylenemez. Bir kısmının hiç bir rasyonel dayanağı yoktur.

Ya iç politika malzemesi yapılmıştır, ya verilen bağlayıcı sözlerden geri dönülememiştir ya da ucuz kahramanlık tuzağına düşürülmüştür.

Milliyetçi duyguların aşırı pompalanması bu yüzden tehlikelidir.

Çünkü kitleler bir kez, bayrak-vatan-kahramanlık tabularına sıkıştılar mı, artık uluslararası ilişkilerde, aklın yerini duygusallık alır... Mantığın yerini ise heyecan...

Aklı başında Ruslar, Afganistan'da ne aradıklarını hiç bir zaman anlayamamıştır.

Ülkesindeki domatesi Taşkent'ten Moskova'ya nakledemediği için çok çekmekte olan bir sistem - hangi akla hizmetse- Afganistan'a ordular yollamıştır.

Sonunda içinden çıkamadıkları bir çöl cehenneminde, binlerce genci kırdıran kör ihtiras nereden kaynaklanmıştır?

Enver Paşa'nın Sarıkamış trajedisini yaratan çılgınlığı neyle açıklanabilir?

Savaş kararı alan siyasiler, başkalarının canını ortaya koyarak düello yapan yiğitlere benzerler.

Türkiye'yi uzak yakın ilgilendiren her krizde bazı kesimlerin sesi yükselir:

"Asker yollayalım!"
"Müdahale edelim!" vs.

Bu kişiler amaçlarına ulaşmak için ucuz bir milliyetçilik yapar ve kitleleri kışkırtmak isterler.

Beklerler ki, kamuoyunun şahlanışı hükümet üzerinde karşı konulamayacak bir savaş baskısı yaratsın.

Son olarak Azerbaycan-Nahcıvan olaylarında yaşadık bunu.

Asker gönderme taraflıları büyük bir kampanyayla kamuoyu oluşturmaya çalıştılar.

Ama kamuoyu, bekledikleri tepkiyi vermedi. Olayları izlemekle yetindi.

Hükümet ise bu tahriklere hiç kapılmadı.

Her gelişme serinkanlı bir analizden geçirildi ve uygun diplomatik girişimler başlatıldı.

Demirel "Dünyayı ayağa kaldırmak istiyor"du. Gerçekten de kaldırdı.

Bugün uygar dünya, Ermenistan'ın saldırganlığını anlamıştır. Ermeniler haksız konuma düşmüştür. Bu uluslararası başarının altında Türkiye'yi maceralardan korumak isteyen Demirel hükümetinin imzası vardır.