Hilton Convention Center’in güzel döşenmiş, sakin atmosferinde, bir o kadar dingin ve dengeli bir insan topluluğu… Kavgalar, gürültüler, bağırıış, çağırışlar yok… Mikrofon başındaki hatipler genellikle sert sözler söylemekten kaçınıyor ve yumuşak bir ses tonuyla konuşuyorlar. Sloganlar atılmıyor. Salondan baca gibi sigara dumanlan yükselmiyor. Cumartesi günü gittiğim “Demokrasi Kurultayı” en azından bu yönüyle değişik bir yaklaşımı ve serinkanlı bir çözüm arayışını simgeliyor. Kurultayın açış konuşmasını yapan Yaşar Kemal, ülkesi için kaygılanan bir yazarın tarihsel uyarılanı olarak algılanabilecek sözler söylüyor. Bir iç savaş felaketine, bir kardeş kavgasına sürüklenme tehlikesindeki halkını sarsmaya çalışıyor. Aynen Neruda gibi… Bu arada aydın kesimi suçlamayı da ihmal etmiyor: “Bizler, demokrasiyi ve demokrasinin nimetlerini halkımıza anlatamadık. Görevimizi yapmadık” diyor.
Öğleden sonra siyasi parti temsilcileri adıma konuşan Profesör Sadun Aren, aklın ışığında serinkanlı bir değerlendirme yapıyor. “Ülkenin en önemli sorununda karanlıklar içindeyiz” diyor. “Kim ne istiyor bilmiyoruz. Kürtler şunu istiyor, bunu istiyor deniliyor. Peki gerçekten ne istiyorlar? Kim ne istiyor? Açık seçik ortaya konulamıyor.” Taleplerin belli olmadığı bir kargaşa ortamında bütün kavramların birbirine karışması doğal değil mi? Sadun Aren ayrıca bazı söylentileri dile getiriyor: Güneydoğu’da bir savaş düzeni kurulduğunu ve bunun da menfaat çarkları yaratmış olduğunu anlatıyor. “Bu savaşın sürmesinden memnun olan kişilerin varlığından söz ediliyor” diyor. “Hem devlet, hem de PKK tarafında, savaşın sürmesinden çıkar sağlayan kişiler ve çevreler varmış. Bunlar durdukça savaş bitmez diyorlar.” Sadun Aren konuşmasında ayrıca, Kürt halkının ve Kürt aydınlarının da işe karışması ve teröre karşı tavır alması gerektiğini vurguluyor.
Demokrasi Kurultayı’nın izleyebildiğim bölümü uygar, serinkanlı ve düşünceye saygı gösteren bir ortamda gerçekleşti. Bunu bir kazanç sayıyorum. Ayrıca bu kadar önemli bir konuda düzenlenen kurultaya, Türk aydınlarının neden bu kadar az ilgi gösterdiğini de anlayabilmiş değilim, Bazı kişiler “Artık sözün faydası yok. Nasıl olsa silahlar konuşuyor ve bu böyle devam edecek” diye düşünüyorlarsa, onlara katılmadığımı belirtmeliyim. Demokrasiyi ve demokratik çözümleri tartışmanım ve savunmanın önemi görmezlikten gelinemez. Ayrıca silah taşımayan ve düşüncelerinden başka sermayeleri olmayan “aydın”ların, ülkelerine karşı sorumluluklarını yerine getirmelerinin başka bir yolu da yoktur.
