Necmettin Erbakan konuşmasında bir noktayı önemle vurguluyor: “Yüzlerce yıl biz bir bütündük. Din kardeşliği her türlü çatışmayı engelledi. Bugün de yapmamız gereken şey inanç temelinde bütünleşmemiz. Terörü ancak bu önler. Gerçekten de Osmanlı modeli, çeşitli din ve kültürlerin bir arada var olabilmelerine olanak tanıyan ve birbirleriyle savaşmalarını engelleyen bir yapıydı ama devamlı kılınamadı. Neden? Sistem niçin 19’uncu yüzyılda zorlanmaya başladı ve 20’nci yüzyılda çöktü? Filozof Ernest Gellner, Granada’da sunduğu bildirisinde bu soruların yanıtlarını araştırıyor. Gellner, bu konudaki geleneksel düşünceleri kabul etmiyor: İnsanların entellektüel açıdan değişmeleri sonucu, dinsel inançlardan milliyetçi ideallere yöneldiklerine inanmıyor. Gellner’e göre modelin çökmesindeki en büyük etken, tarım toplumundan sanayi toplumuma geçilmiş olması. Tarım düzeni, insanların kendi küçük toplulukları içinde kalmalarını sağlayan bir sistemdi. O zaman kültür, insanın toplum içindeki rolünü belirleyen bir gösterge idi. Milliyetçilik çağında ise, sınırları belirleyen bir olgu haline dönüştü. Sanayi toplumunda her kültür, kendi sınırını çizmek istiyor. Çünkü artık insanlar yaşamlarını küçük toplulukların sınırları içinde değil, bilinmedik, tanınmadık yabancı kişilerle sürekli olarak karşı karşıya gelerek ve talep edici bir bürokrasiyle uğraşarak sürdürmekte. Ortaya çıkan yeni politik birimler milliyetçi olmakla kalmayıp, milliyetçilikle, dinsel içerikli kurtarıcı ve dinin yeniden doğuşu temaları arasında gidip gelmekte.
Gellner, milliyetçiliği küçümseyemeyeceğimizi düşünüyor. Kökenine inip, onu anlamaya özen göstermeliyiz. (Bunu yaparken, milliyetçiliğin kendi hakkındaki iddialarını dikkate almamak gerekir.) Herhangi bir toplumda ya da herhangi bir bölgede kültürler birbirinden üstün olma ve kendini siyasi olarak ifade ederek, devlet kurma eğiliminde. Milliyetçilik çağında, tek bir devlette birden çok kültürün varlığı sıkıntı yaratmakta, sorunlara neden olmaktadır. Bunun sonuçlarından birisi de “etnik temizlik” tir.
Gene de dünyamızdaki tek güç ve tek seçenek milliyetçilik değildir. Modern dünya, çeşitliliği temelden kazımak yolunu seçerken, bir yandan da işçi göçleri ile daha büyük kültür karmaşalarını yaşamakta. Günümüzün en önemli sorunu budur. Önümüzde ne gibi olanakların varolduğunu araştırmalı ve insanca bir yaşam için umudumuzu yitirmemeliyiz.
