Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Her aklıbaşında yazarın vurguladığı gibi; 1 Mayıs olayları ideolojik değil sosyolojik bir patlamadır.
Çünkü bu patlama yalnız 1 Mayıs‘larda değil, her maçta görülüyor.
Gençler maçlara şişlerle, sopalarla, kanca ve bıçaklarla gidiyor ve rakip takımı tutanları öldürmek istiyorlar.
Çoğu zaman başarıyorlar da bunu!
Milli maç zaferlerinden sonra sokağa çıkıp gelişigüzel ateş ediyor ve cam kırmakla kalmayıp, balkonlardaki genç kızları öldürüyorlar.
Bütün bu patlamaları milli ve sportif hislere bağlayan ve insan canına acımayan sözümona Türkiye sevdalıları ve devletten çok devletçiler, böyle barbarlıkları hoş görüyor ama sebep 1 Mayıs olunca hep bir ağızdan bağırmaya başlıyorlar: “Devletin itibarı zedelendi. Niye halkın üzerine ateş açıp birkaç yüz kişiyi öldürmediniz?” Yasada spor dolayısıyla ortalığa saldıranları hoşgörüp, 1 Mayıs dolayısıyla yakıp yıkanları öldürmek diye bir madde mi var?
Bu mantıkla hareket edilecekse, her maçtan sonra polis mevzilensin ve stattan çıkanları delik deşik etsin.

***

Size bir soru: “Devletin itibarı için, şehir meydanında birkaç yüz kişiyi öldürmek önemli değildir!” cümlesini kim utanmadan söyleyebilir?
Cevap: Adolf Hitler, Benito Mussolini, Saddam Hüseyin, General Franco, İdi Amin ve bazı Türkler.

PEKİ SORUMLU KİM?

İstanbul’daki yüzde 65 kaçak yapılaşmaya göz yuman, hatta bu işi teşvik eden, Güneydoğu’dan milyonlarca insanı, terörün kaynağını kurutmak bahanesiyle göçe zorlayan, gelir dağılımının bu derece bozulmasına seyirci kalan ve gecekondularda büyüyen gençleri birer umutsuz “desperados” haline getiren bütün yöneticiler, 1 Mayıs‘ın ve diğer toplumsal patlamaların sorumlusudur.
Namuslu bilim adamları, yazarlar, düşünürler yıllardır feryat ediyor, uyarmaya, sarsmaya çalışıyor ama Ankara duymuyor bile!

VE BİR AÇIKLAMA

Ankara, bütün hüzünlerimiz ve sevinçlerimiz gibi, 1 Mayıs’ı da kendi küçük politik oyunlarına alet etmeye çalışıyor.
Geçen haftanın TEDAŞ, TOFAŞ ve gayrimenkul bombardımanından bunalan DYP, gündemi değiştirip 1 Mayıs’ı konuşturmak ve bu kez ANAP‘ı sıkıştırmak istiyor. Doğrusu, iki sağ parti arasındaki çekişme beni hiç ilgilendirmemekte. Ne isterlerse yapsınlar.
Yalnız işin içine Yaşar Kemal‘in ve benim adımı karıştırmak istemeleri can sıkıcı ve ayıp!
Falez Otel’de, planlanmamış bir biçimde Mesut Yılmaz ve arkadaşlarıyla karşılaştık, medeni ölçüler içinde bayramlaştık. En az yirmi kişinin bulunduğu bu ortamda ne politika konuşuldu, ne de 1 Mayıs.
Yaşar Kemal‘in ve benim, Mesut Yılmaz‘a telkinde bulunup 1 Mayıs göstericilerine hoşgörülü davranılmasını istediğimiz iddiası ayıptır.
Çünkü bir başbakanın görevi zaten, halkını korumaktır. Bir hükümet başkanına “Halkını öldürme!” denir mi?
Kendisine karşı gösteri yapanların, suçluların, hapiste yatanların canı bile devletin garantisi altında olmalıdır.
Devletin itibarı böyle korunur.
Öteki kolaydır! Halkın vergisiyle alınan silahları doğrultur, sivilleri biçiverirsin ve bu kadarını her kabile becerir.
Ne var ki bazıları Gazi Mahallesi‘nde 18 masum insanın katledilmesi karşısında susar da şimdi “Devlet niye adam öldürmedi?” diye hesap sorar