Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Dünkü yazımızı şöyle bitirmiştik:
“Ve ufukta solun aklını başına toplamasından başka bir çare görünmüyor.”
Peki, sol aklını başına nasıl toplayabilir?
Sol, kişisel kavgalar yüzünden mi kan kaybediyor?
Yoksa sorun ideolojik mi?
Bu soruları; “İkisi birden!” diye cevaplamak istiyorum.
Solun temel krizi ideolojiktir ama ideolojik doğruları, geniş halk yığınları önünde inandırıcı kişiler temsil eder.
Milyonlarca emek yandaşının, solun teorik meseleleriyle uğraşma zorunluluğu yoktur.
Onlar, buzdağının su üstündeki kesimi gibi, liderleri görür ve ona göre karar verirler.
Lider, bir anlamda örgütün doğru ideolojisini halk kitleleri önünde temsil eden semboldür.
İdeolojik yapısı düzgün olmayan bir partinin, inandırıcı lider çıkarması da zordur.

GELELİM TÜRKİYE SOLUNA

Türkiye’de 1960’tan sonra geniş ölçüde legal mücadeleye başlayan sol, Türkiye İşçi Partisi çıkışıyla güçlendi ve katıldığı ilk seçimlerde Meclis’e 16 milletvekili soktu.
Bu, büyük bir adımdı.
Çünkü Türkiye İşçi Partisi, bugünkü Refah Partisi gibi sistemin özünü eleştiren ve ezilenlere sahip çıkan bir söyleme sahipti.
Bu yüzden de kısa sürede emekçi yığınlarıyla, sendikalarla ve aydınlarla bağını geliştirdi; sağlıklı bir sol hareketin ilk sinyallerini verdi.
Ne var ki sistem, böyle bir partinin varlığına tahammül edemedi ve TİP kapatıldı.

CHP DEVREYE GİRİYOR 

Türkiye’deki sol birikimi temsil etme görevini de Cumhuriyet Halk Partisi üstlenmeye çalıştı.
Bu, büyük bir transformasyondu. Çünkü CHP, emekçi kitlelerden doğmamış, tam tersine devleti kurmuş ve ona sahip çıkmış bir partiydi.
Bu bakımdan yolu, Avrupa’daki işçi Sınıfı partilerinden tamamıyla ayrıydı. Bu yüzden CHP, devletçilik ve milliyetçilikle solu bir araya getirmeye çalıştı.
Kurtuluş savaşının anti-emperyalist bağımsızlık ruhuna ve Atatürk’e sahip çıkmak gibi solun da savunduğu değerlerin ötesinde bir devletçilikti bu.
Bir dönem bunda başarılı da oldu. Çünkü Türkiye’deki milliyetçilik ve devleti savunma gereği bugünkü kadar açık bir görev değildi.

KÜRT VE İSLAM HAREKETLERİNİN ETKİSİ 

Ne var ki 80’lerden sonra yükseliş trendine giren Kürt hareketi ve siyasal İslam, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, varlığını tehdit altında hissetmesi sonucunu doğurdu.
O andan itibaren devleri korumak misyonu, o devleti kurmuş olan partinin yani CHP’nin birinci işlevi haline geldi.
Toplumdaki kutuplaşma Kürt hareketi, siyasal İslam ve Türk milliyetçiliği olarak sivrilince, CHP ister istemez yerini üçüncü kategoride belirledi.
CHP’nin kendi içindeki Kürt milletvekillerini tasfiye etmesi, Demirel ve Tansu Çiller hükümetlerine payanda görevi yapması ve İnönü, Karayalçın, Çetin, Baykal gibi değişik liderlerin yönetiminde, ısrarla aynı tavrı sürdürmesi, bu ideolojik tutumun tipik göstergesidir.
Çünkü CHP artık, Sivas ve Gazi Mahallesi olaylarında görüldüğü gibi, rejime başkaldıran muhalif grupları temsil etmiyor, tam tersine onlara karşı, kurduğu cumhuriyeti ve devleti savunuyordu.

YARA

İşte Türk demokrasisi bu noktada büyük bir yara aldı.
Çünkü TİP gibi sol partileri kapatmış ve solu temsil etme görevini devlet ideolojisine sıkı sıkıya bağlı bir partiye vererek, sola umut bağlamış kitleleri temsil edilemez duruma sokmuştu.
Tek kanatla uçmaya çalışan demokrasi kuşunun sakatlığı burada başladı.
Rejim, aynı tavrı Kürt hareketinde de gösterecek ve DEP‘i kapatıp, seçilmiş milletvekillerini hapse atarak, silahlı mücadele dışındaki bütün demokratik yolları kapatma gayreti içine girecekti.
Oysa TİP kapatılmasa ve CHP‘nin solundaki bir parti olarak serpilip gelişseydi, bundan en çok yararlanan Türk demokrasisi olacaktı.

ŞİDDET

Kendilerini demokratik olarak ifade edemeyen kitleler, kaynayan tenceredeki buhar gibi kapağını fırlatıp atar ve ister istemez içlerindeki bazı unsurlar şiddete yönelir.
Devlet bu grupların şiddetine, daha büyük bir şiddetle karşılık verir.
Ve şiddet ortamı aklı, sağduyuyu, insan haklarını ve giderek demokrasiyi ortadan kaldırır.

CHP’NİN İKİLEMİ

Şimdi CHP‘nin önünde iki yol var. Şiddete yönelen devletin sahibi mi olacak yoksa bu şiddetin ezdiği halk kitlelerinin taleplerini mi temsil edecek?
CHP bu sorunun cevabını veremediği sürece kimi genel başkan yaparsa yapsın sonuç aynıdır.
Kaçınılmaz biçimde erimeye devam edecek ve rejime karşı muhalefet görevini Refah Partisine ihale etmek zorunda kalacaktır.
Dileğimiz ve umudumuz CHP’nin, ezilen halk kitlelerinin yanında yer almasıdır.