Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
İtalya’da “Zeytin Dalı” sol ittifakının seçim zaferine sevindim ama bir yandan da içim cızz etti.
Politik yaşamı Türkiye gibi kaotik özellikler taşıyan İtalya‘da 12 sol partinin bir araya gelerek seçim ittifakı yapması ve iktidarı ele geçirmesi, ister istemez Türkiye’de solun yanlışlarını ve hatta suçlarını aklıma getirdi.
Karınca kararınca benim de içinde bulunduğum bazı çevreler, böyle ittifaklar için az uğraşmadılar.
94 yerel seçimleri öncesinde, böyle bir ittifakın oluşabilmesi için çok çalıştık.
Derdimiz seçilmek ve belediye başkanı olmak değil, sol dayanışmayı sağlayabilmekti.
Ne yazık ki olmadı.
Sol, her zamanki kişiselliği ve hırçınlığıyla ortalığı bir savaş meydanına çevirdi ve bu bölünmüşlük ortamında belediyeler Refah Partisi’ne hediye edildi.
Herkes solun bölünmüşlüğünü öylesine içine sindirmiş ki kimsenin aklına bu konuda sol liderleri suçlamak gelmedi.
Hatta, birçok kişi SHP‘nin neden ANAP lehine seçimlerden çekilmediğine endekslendi.
Son yıllardaki genel ve yerel seçimlere bakın; solun kendi iç mücadeleleriyle durmadan zayıfladığını ve ilkel aşiret kan davalarının bu hareketi çürüttüğünü göreceksiniz.
Sonunda gelinen nokta ortada: Yüzde 14’lük DSP, yüzde 10.75’lik CHP ve soldan umudunu kesen halk kitleleri.
2 Haziran yerel seçimlerinde neler olacağını hep birlikte göreceğiz.
Türkiye’de felaketi önceden haber vererek uyaranlar, felaketin sebebi sayıldığı için bir tahminde bulunmak istemiyorum.
(CHP’nin genel seçimlerde barajı güç bela aşabileceğini aylar önceden söylemiş olmamız, bazı kişilerin öfkesine neden olmuştu.)
***
Şimdi durum daha da karışık.
Ortadan sola kadar açılan yelpazede CHP ve DSP‘nin yanı sıra, HADEP, ÖDP, Emek Partisi, İşçi Partisi ve partileşmek üzere olan Demokratik Barış Hareketi genel seçimlere katılacak.
Belki de o tarihe kadar İtalya’daki 12 sol parti sayısını yakalayacağız ama ne yazık ki bu partiler arasında İtalya’daki gibi bir seçim ittifakı sağlanamayacak.
***
Dost acı söyler.
Türkiye’de sol ağır bir hastalık geçiriyor. Kişisel hırslar, nefretler, kariyer hesapları, rüşvet ve ihale çarklarına batmış partililer, iktidar nimetlerine odaklanmış siyasiler ve dünyadaki gelişimlere, düşünce akımlarına kapalı, tutucu solcu düşünceler bu hareketleri gittikçe halkın ilgi alanının dışına düşürüyor.
Ahlaki ilkeleri dışlayan bir sol hareket başarılı olamaz.
Ve ahlak, sadece para çalmamaktan ibaret değildir.
Beyin namusu daha da önemli bir değerdir.
Türkiye’de solun her şeyden önce bir özeleştiri yapıp, bugüne kadar yaptığı hataları gözden geçirmesi ve halkın önüne yepyeni ve TEMİZ insanlarla çıkması gerekmekte.
Yoksa sonuç gene hüsran olacaktır.
