Büyük bir devlet kurmakla, büyük bir devlet olmak arasında çok önemli bir fark vardır. Büyük devlet kurmak, bir imparatorluk kurmak, geniş topraklara sahip olmak, güçlü bir orduya sahip olmak anlamına gelir. Büyük devlet olmak ise, halkının refahını, mutluluğunu, özgürlüğünü ve güvenliğini sağlamak, dünyada saygın bir yer edinmek demektir.
Devletin yarattığı bu yanlış algı, halkın devlete olan bakış açısını da etkilemektedir. Halk, devleti bir "baba" gibi görmekte, devletten her şeyi beklemekte, devletin kendisi için her şeyi yapması gerektiğine inanmaktadır. Bu durum, halkın kendi sorumluluklarını üstlenmesini engellemekte, devlete bağımlı bir yaşam sürmesine neden olmaktadır.
Devlet, bu kuruma hizmet edenlerin değil, halkın hizmetinde olan bir kurumdur. Devletin görevi, halkın yaşam kalitesini yükseltmek, onlara eşit fırsatlar sunmak, adaleti sağlamak ve güvenliği temin etmektir. Devletin bu görevlerini yerine getirebilmesi için, halkın da devlete karşı sorumluluklarını yerine getirmesi, vergisini ödemesi, kanunlara uyması ve devlete sahip çıkması gerekmektedir.
Devletin bu kadar önemli bir kurum olmasına rağmen, ne yazık ki ülkemizde devletin işleyişi ve halkla ilişkileri konusunda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Devlet, çoğu zaman halkın gözünde bir "korku" veya "otorite" sembolü olarak algılanmakta, halkın devlete karşı bir "güvensizlik" veya "çekingenlik" hissetmesine neden olmaktadır.
Ama şunu unutmayalım: İnsan yoksa devlet de yoktur. Devlet, insan için vardır. İnsanların mutluluğu, refahı ve özgürlüğü için vardır. Bu nedenle, devletin halkla olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi, halkın devlete olan güvenini yeniden tesis etmesi ve halkın devlete karşı sorumluluklarını yerine getirmesi için gerekli adımları atması gerekmektedir.
Türkiye'de "negatif seleksiyon" denilen bir durum söz konusu. Yani, en iyiler değil, en kötüler seçiliyor.
Hatta bu haber köşelerinde hiç de azımsanmayacak sayıda "pozitif seleksiyon" örnekleri de var. Yani, "pozitif seleksiyon", en iyilerin seçilmesi anlamına geliyor.
