Düne kadar, medyanın hafif dalga geçerek izlediği Bülent Ecevit yeni bir umut olarak ortaya sürülüyor. Hem de abartılmış kamuoyu araştırmalarında oylarını yüzde 11’lere yükselttiği varsayılarak. Bedri’nin usta çizgileri bile onu yüzde 11’le iktidar adayı gösteriyor. Peki, birkaç ay önce SHP yüzde 13 alarak hezimete uğradı da Ecevit yüzde 11’le nasıl zafer kazanmış oluyor? Hangi gazeteyi açsanız, hangi ekrana baksanız “Karaoğlan” mitosunun pompalanmaya çalışıldığını görüyorsunuz. Epey eski bir pilav bu. Yeniden ısıtılsa bile, acılaşmış olduğu gözden kaçmıyor. Başbakan olduğu dönemde Türkiye’yi Yunanistan’la birlikte Avrupa Topluluğu’na sokma olanağını elinin tersiyle iten Ecevit değil miydi? MSP ile ortaklık kuran ve en önemli bakanlıklarda örgütlenmelerini sağlayan Ecevit değil miydi? 11’leri kabineye alarak Cumhuriyet döneminin en büyük ilkesizliklerinden birini sergileyen Ecevit değil miydi? Birkaç kere küsüp giden ve politikayı bıraktığını açıklayarak, bütün siyasilerin “değerli adamdı” türünden konuşmalar yapmasını sağlayan Ecevit değil miydi? Kabineye aldığı iki bakanı yolsuzluk yüzünden Yüce Divan’a giden ve hüküm giyen başbakan Ecevit değil miydi? Başbakanlığı sırasında Türkiye’nin en büyük vurgun dönemlerinden birinin yaşanmasını sağlayan Ecevit değil miydi? Bütün bunları yap et! Sonra da medya seni Oran Sitesi’nde oturup, demli çay içtiğin için dürüstlüğün simgesi diye pompalasın.

Bakalım Ecevit ne kadar dürüst: 27 Mart seçimlerine girdiğimiz zaman Ecevit İstanbul’da solun birinci partisi gibi görünüyordu. Dengelerin kaydığını gördüğü zaman paniğe kapıldı ve benim için “Livaneli’nin 12 Eylül öncesinde terörist örgütlerle ilişkisi vardı” suçlamasında bulundu. Hem de bunu meydan konuşmalarında dile getirdi. Oysa beni 12 Eylül öncesinde tanıyor ve hiçbir grupla ilişkim olmadığını gayet iyi biliyordu. Bile bile yalan söyledi. Zaten basının “kaçak-vatan haini” iftira kampanyası da Ecevit’ten aldığı bu işaretle başladı. Sonunda bize karşı bire bir mücadeleye girdiği İstanbul seçimlerinde 8 puan altımızda kaldı ama nedense bu bike onu solun liderliği rüyasından caydıramadı. Şimdi diyorum ki Ecevit bu kadar ağır bir iddiayı ispatla yükümlüdür. Ben Ecevit’in sırf seçim kazanmak için yalan söylediğini öne sürüyor ve onu müfteri ilan ediyorum. Bu sözlerinden dolayı Ecevit’i mahkemeye veriyor ve yargı önünde hesaplaşmaya çağırıyorum. Ve diyorum ki bir “müfteri” dürüst de olamaz solun lideri de.

1970’lerin Ecevit’i ağzından “Hakça bölüşüm”ü, “Kontrgerilla”yı, “Toprak işleyenin, su kullananın”ı düşürmeyen bir politikacıydı. Bugün ise “ Saddam yandaşlığı”, “Batı düşmanlığı”, “Şoven Türk milliyetçiliği” bayrağını yükselten ve Türkeş’le yarışan birisi. Ben Ecevit’in soldan intikam almaya çalıştığı kanısındayım. Bu da Türkiye’ye yeni bir rota çizmeye çalışan “gerçek iktidar” ın işine geliyor ve solun başına Milli Güvenlik Kurulu’nun uzantısı olan, bir “nasyonal sosyalist” getirmeye çalışıyorlar. Böylelikle gerçek sol uyanışı engelleyebileceklerini düşünüyorlar. Ecevit’in yükselişi bir halk hareketi değil, bir devlet manevrasıdır.