Eski Kazlıçeşme’de oturanlar, insanın nefesini kesen tabakhane kokusunu duymazlardı. Haliç’te oturanların lağım kokularını artık almadığı gibi… Otomobille geçerken burnunuzun direğini kıran kokulara alışmışlardı çünkü. İnsanoğlu içinde yaşadığı yaşadığı koşullara uyum gösteriyor ve bir süre sonra her şeyi olduğu gibi kabul ediyor. Okyanus kıyısında yaşayanların dalga gümbürtüsünü, gece trenlerine alıştıkları gibi biz de içinde yaşadığınız kin ve nefret ortamını doğal sanıyoruz. Oysa doğal değil! Bir hafta Türk gazetesi görmeyip yabancı basını okuduktan sonra bir anda elinize geçen gazetelere sarıldığınızda, ne büyük çarpıklıklar içinde olduğumuzu net bir biçimde görüyorsunuz. Adaylar parti değiştirip, eski partilerine sövüyorlar. Herkes durmadan birbirini suçluyor. Gazetelerde köşe sahibi olanların en büyük derdi, öteki sütun sahipleri… Bıkmadan, usanmadan yıllar boyunca aynı şeyleri yazıyorlar. Guardian gazetesi yazarlarının her gün, diğer İngiliz gazetelerinde çalışanlara sövdüğünü düşünün. Bir gün, iki gün, bir hafta, bir ay değil: Yıllar boyunca her gün, her gün aynı şeyler yazılıyor. Yazarlar birbirlerini satılmışlıkla, vatan hainliğiyle, PKK uşaklığıyla, liboşlukla, şeriatçılıkla, komünistlikle, Kürtçülükle, dinozorlukla, geri zekâlılıkla suçlayıp duruyor. Oysa Türkiye’de yazılacak ne konular var: Haksızlıklar diz boyu… Her gün insan hakları ihlalleri oluyor. Dünya, baş döndürücü bir süratle tehlikeli eğilimlere doğru sürüklenmekte. Kültür, sanat, politika, felsefe, toplubilim… Bunların hepsi bir kenara bırakılmış. Varsa yoksa küfür kıyamet…
Basın, buzdağının üstünde kalan bölüm olduğu için dikkat çekiyor. Yoksa aynı durum bütün Türkler için geçerli. Askerler sivillerden nefret ediyor, siviller askerlerden. Siviller kendi aralarında mülkiyeli, hukukla, mühendis diye ayrılıyor, askerler ise karacı, havacı, denizci, jandarma ayrımına dikkat ediyor. Siyasi partilerin tümü birbirinden nefret ediyor. Partilerin içindeki fraksiyonlar neredeyse birbirinin boğazına sarılacak. Belediye başkanları birbirine düşmüş durumda. Spor kulüpleri hem birbirine düşman hem de içerde büyük mücadeleler oluyor. Bu arada taraftar adam öldürecek cinnetlere sürükleniyor. Sanatçılar kendi köşelerinde kıskançlık krizleri geçirerek, hangi arkadaşlarının kuyusunu kazanacaklarını düşünüyorlar. Doğal olarak bu nefret ortamı ülkeyi Kürt-Türk, şeriatçı-laik, alevi-sünni, sağcı-solcu ayrımlarına sürükleyip, ateşe atmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Türk insanları artık içlerinde birikmiş olan nefret duygularını bastıramayıp, birbirlerinin suratına iğrenerek bakıyorlar. Durmadan kezzap dökülen bu ortamda, yaratıcılığın ve umutlu sevinçlerin boy atması zor!
