Bir insan kendini satar mı? Satar! Dünyada ve Türkiye’de bunun örneğine bol bol rastladık. Bürokrat, aydın, asker, sivil, gazeteci, iş adamı, politikacı, sağcı, solcu, liberal… her alanda kendini ve mesleğini satan adamlar gördük. İyi ama bir insan kendini ne karşılığında satar? Goethe’nin ünlü eserinde Doktor Faust, ruhunu şeytana satarken istediği tek şey bilgi ve güce erişmektedir. Bizimkiler bilgiye fazla önem vermez ama şartnamenin ikinci bölümüne aşırı ilgi duyarlar. “Güç” parayı da içerir, iktidarı da. Türkiye’de “para” ve “iktidar” için ruhunu şeytana satan insanlar gün geçtikçe artıyor. Hem de Doktor Faust’un ki kadar yüce olmayan amaçlar uğruna. Birkaç yıl sonra bakan olabilmek umuduyla genel başkanın arkasında çanta taşımayı kabul etmek nasıl bir alçalmadır acaba? Bir insan buna nasıl katlanabilir? En korkuncu, insanın kendi kendinin gözünden düşmesi değil mi?
Bu günlerde Türkiye’deki her bilgiyi kuşkuyla karşılamak gerekiyor. Halk kendi filtrelerini kurmalı ve hangi bilgi kim tarafından ve hangi hesap adına sızdırılıyor dikkat etmeli. Çarpıcı bir örnek olarak Genelkurmay Başkanlığı krizini ele alalım ve birkaç ilgisiz gelişmeyi alt alta sıralayalım. (Amacımız bu yerel ve güncel konuya girmek değil, sadece örnek vermek!) a) 27 Nisan tarihinde Orgeneral Doğan Güreş Brüksel’de Alman Genelkurmay Başkanı Neumann’a müthiş sert çıkıyor ve ambargo konusunda “Bana ne verdin? Doğu Almanların eski püskü BTR-60 tanklarını verdin bozuldu. Jandarma gitti Rusya’dan daha iyisini BTR-80 satın aldığı.” diyerek aba altına bile saklanmayan bir sopa sallıyor. b) Birkaç gün sonra Günaydın gazetesi Çiller-Cevheri-Daçe gizli görüşmesini yayınlıyor ve bu konuda açılan polemik Güreş’in görevine devam etmesini imkânsız kılıyor. c)Üçlü görüşmenin herhangi bir kişi tarafından kaydedilemeyeceği gerçeği ortaya çıkıyor. Bu ancak sürekli dinleme yapabilen bir profesyonel örgüt işi. d) 9 Mayıs’ta Milliyet gazetesi Günaydın’ın misyonuyla ilgili bir yayın yapıyor. Yayında Günaydın gazetesinin birtakım istihbarat örgüt mensupları ve TRT ile yakınlıklarına ve karmaşık ilişkilere dikkat çekiliyor. İşte size bir takım yorumsuz ipuçları.
Tabuların paramparça olduğu bir dönemden geçiyoruz. Birkaç yıl önce fısıltıyla konuşulan konular, gazetelerin manşetlerinden çığlık çığlığa duyurulmakta. Türkiye açılıyor, yasaklardan kurtuluyor ama bu kez de ahlak sistemini kuramamış ve kurumlarını oturtamamış bir toplumun, yasak dönemi sonrası çılgınlıklarını yaşıyoruz. Cüce Faust’ların çoğalması bu yüzden
