” Bana düşman Düşünen insana düşman!” şiiri boşuna söylenmemiştir; çünkü bizim kültürümüzde düşünce ve düşünen insan sevilmez, tehlikeli bulunur. Düşünen insan sürüden ayrılır ve onu kurtların ve bozkurtların kapması ihtimali çoğalır. Bir toplumun kollektif bilincini oluşturan felsefe biz de gelişmemiştir. Geçen gün televizyonda bir şarkıcı ” Felsefe yapma! adlı bir şarkı söylüyor ve bu yolla aşağılıyordu karşısındakini.

Düşünen birisine rastladığımız zaman, “Ne düşünüyorsun? Karadeniz’de gemilerin mi battı?” diye sorarız. ” Düşün düşün, b..tur işin” deriz. ” Nasreddin Hoca’nın hindisi gibi düşünür” diye alay ederiz. İnsanoğlunun en kutsal eylemi olan düşünceye karşı bu sonsuz nefret nereden kaynaklanıyor acaba? Varlığın sorgulamasından mı? Felsefenin ilk ve temel amacı varoluşun sorgulanmasıdır. Bu sorgulama ise İslam’da küfür olarak görüldüğü için yasaklanmış, ” içtihat kapıları kapatılmış” ve inancı düşüncenin yerine koyan bir toplum modeli yaratılmıştır. Varlığı sorgulamanın ötesine de taşmıştır bu. Bir kere düşünceyi yasakladınız mı her konuda yasaklarsınız. Düşünen insanın düzeni sorgulaması da yasak kapsamına girmiştir. Ekonomiyle, siyasetle, hukukla ilgili her köklü düşünce suç sayılmıştır. Gündelik ilişkilerin sığ dedikodularında boğulmak makbuldür ama sistemi sorgulamak, yapısal değişiklik üzerine düşünmek bağışlanmaz.

Türk toplumundaki “ortak duyu” yoksunluğunu ve ilişkilerimizin bir türlü sağlıklı bir temel üzerine oturamamasını, felsefeden yoksun oluşumuza bağlama eğilimi vardır bende. Bu yüzden yurt dışında müzikle birlikte felsefe okudum ve yıllarımı felsefeye verdim. İnsanlara, ortak bir kimliğin, temel bir felsefeye dayalı toplumsal kavrayışın ne kadar önemli olduğunu anlatamamış olmama üzülürüm. Sırf beyaz sakalı var diye adı “feylesof” a çıkmış Rıza Tevfik’lerin yarattığı bir temelsizliktir bu. Türkiye’nin, temeli olmayan bir ev gibi durmadan sallanmasının tek nedeni budur. Çünkü Türk usulü düşünce sistemi ve bunun yarattığı ortak kültür yoktur.

Bir de Türk büyüklerine eğitimle kültürün ayrı şeyler olduğunu anlatamamışızdır. Sıradan bir batı aydınının “ Tabii ki öyle!” cevabını vereceği bu tartışılmaz kural, Türkler tarafından kavranamıyor. Çünkü bir çok kişinin zihin kapasitesi bu konuyu kavramaya yetmiyor. Eğitim kültürle tamamlandığı zaman önem kazanır. Bu da her toplumun kendi tarihini ve bugününü yeniden yaratması demek.