20. Yüzyılın büyük filozofu Jean Paul Sartre, toplumda sağladığı ün ve saygınlığın ona zevk vermediğini söylüyor ve devam ediyordu: “O kadar çok küfür ve iftirayla çevrelenmiştim ki tedirgin oluyordum…Başlangıçta bu tutum, nefrete dönüşmüştü.” Nefretten etkilenip etkilenmediği sorusunu ise şöyle cevaplıyordu: “Hayır, artık etkileyemiyor… Yaşıtlarım benden nefret ediyordur…Ne var ki gençlerle aram iyiydi. Birbirimizi anlıyorduk.” “Hey koca Sartre” dedim içimden. “Sen de onca bilgiliğine ve tartışılmaz birikim ve zekana rağmen, muhteris cahillerden payını almışsın.
Bu bir rastlantı değil. Dünyanın neresinde olursa olsun vasatın üstüne çıkan kişilikleri, vasatlar tarafından ölümcül bir nefretle kovalanıyor. Yaşıtları ve meslektaşları onun kitlelerdeki yansımasını gördükçe deliriyor ve adamın neredeyse kanını içmek istiyorlar. Türkiye gibi ülkelerde bu, daha da vahşi ve kural tanımaz bir kabalıkla yapılıyor. Gene de Sartre’ın dediği gibi en önemlisi gençler. Onlarda öyle bir sezgi ve sağduyu var ki ne zaman, nereye yöneleceklerinin gayet iyi biliyorlar. Bir de ötekiler gibi tatmin edilememiş, ihtiraslarla kirlenmemiş olmanın erdemini taşıyorlar.
Sartre ilk gençlik dönemimde beni en çok etikleyen düşünür olmuştur. Kolej yıllarında, bir moda gibi ortalığı kasıp kavuran varoluşçuluk akımının etkisinde kalmıştım. Durmadan Sartre ve Albert Camus okuyordum. Varoluşçuluğun esas kökleriyle yani Sören Kierkegard ve Karl Jaspers’le derinlemesine buluşmam, yurt dışında felsefeyle uğraştığım yıllara rastlar. Özellikle anadilinden okuma olanağı bulduğum Kierkegard, hepimizi, yaşamı anlamlı kılan derinliklere doğru çekiyordu.
Türkiye’de felsefi gerçekliğin yerini, gazetelerin parçalı gerçekliği aldı. Descartes’ın “Cogito argosum!” yani “Düşünüyorum o halde varım.” özdeyişi Türkiye’de geçerli değil. Geçenlerde bir kitapta rastladığım gibi; “Gazete benden söz ediyor. O halde varım! a dönüştü.
Her şeye rağmen, insan küçülmelerine karşı en bilgece, en gülümseyen tavrı Yunus Emre ustamız takınmış. Bıyık altından hafifçe dalga geçerek yazdığı gibi: “Derviş Yunus bu sözü Eğri büğrü söyleme seni sıygaya çeker Bir Molla Kasım gelir.”
