Tarihi CHP kurultayını, Türkiye'nin önemli bir dönüm noktası olarak algılamak doğru olur.
Bu kurultayla, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan sol hareket kendi içindeki tıkanıklığı aşmıştır.
Yıllardan beri SHP içinde sürüp giden kemikleşme, sol hareketin kan dolaşımını durduran bir damar tıkanmasına dönmüş durumdaydı.
Bazı çevrelerde Deniz Baykal, bu durumun tek sorumlusu olarak gösteriliyordu.
Bu politikacının genel başkanlık mücadelesi suçlanıyor ve bazı gazetelerle yazarlar, sanki parti içinde bir tarafmışlarcasına Baykal aleyhinde bir kampanya oluşturuyorlardı.
İşte bu noktada bir sağlıksızlık vardı.
Çünkü kendisini genel başkanlığa layık görmek ve bu göreve talip olmak her parti üyesinin hakkı olmalıydı.
Hele örgütün yarısının güven belirttiği bir politikacı için bu hak daha da belirgin bir biçimde ortaya çıkıyordu.
Esas inatlaşma Deniz Baykal'ı ne pahasına olursa olsun genel başkan yaptırmama cepheleşmesiydi.
Bu anti-Baykal cephe, dünyadaki ve Türkiye'deki bütün parti geleneklerine ters düşüyordu.
Çünkü bir parti içinde sivrilmiş ve örgütün en azından yarısının güvenini kazanmış politikacılara imkan verilir ve en azından kendini kanıtlaması için bir fırsat tanınır.
SHP içinde bu durum tamamen tersine dönmüştü.
Baykal'ı ve yıllara dayanan mücadelesini yok sayan bazı çevreler, İnönü'den sonraki dönem için yeni ve bambaşka adaylar oluşturmaya başlamışlardı.
Bu, Baykal olmasın da kim olursa olsun mantığının bir sonucuydu.
Kendilerini olası bir genel başkanlık için hazırlayan bir çok kişi de sırf bu nedenle Baykal'a karşı çıkıyordu. Çünkü Baykal'ı zafere giden yolda bir engel olarak görüyorlardı.
Bu durum, toplumdaki en adil ve en dürüst değerleri savunma konumundaki sol hareketi ahlaki olarak yaralıyordu.
Çeşitli delege oyunları, geçici ittifaklar ve belediye olanaklarıyla sürüp giden kurultay mücadeleleri, halkta ve sol kesimde derin bir düş kırıklığı yaratıyordu.
İşte CHP kurultayı ile bu tıkanıklık aşıldı ve sol hareket sağlıklı bir kan dolaşımına kavuştu.
XXX
Bazı "hasım" gazete yazarlarının belirttiği gibi, Baykal'ın parti içi mücadelelerde yer almış ve başarı sağlayamamış olması bir zayıflık değil, tam tersine bir avantajdır.
Dünyadaki modele uygun olarak Deniz Baykal örgüt tabanından yükselmiş ve mücadele ateşi içinde kendini kanıtlamış bir liderdir. Tepeden inme gelmemiştir.
Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand da çok çeşitli yenilgiler almış ve mücadeleyle geçen kariyerinin en yüksek noktasında 'sessiz otorite' olarak tanımlanan güce erişmiştir.
Demokratik mücadele budur.
Çağdaş bir lider böyle oluşur.
XXX
Şimdi Deniz Baykal, yılların birikimi ve tecrübesi ile geliyor.
Solda yeni bir açılım ve Türk halkının geleceğe dönük taleplerinin ifadesi olan yeni bir mücadele ruhu demektir bu.
İşte bu yüzden CHP kurultayı Türk demokrasisi için bir kazanç olmuştur ve bir dönüm noktasıdır.
