Sosyal demokratların içine düştüğü acıklı durumu eleştiren ve çözüm yolları göstermeye çalışan yazılarımıza iki tür tepki geliyor. Partilerin taban örgütleri, halk ve bazı yazarlar, uyarılarımıza hak veriyor, yazılarımızı destekliyor. Mesela, "Refah Partisi de sosyal demokratlar gibi ikiye üçe bölünse ve yüzde 5'lik 10'luk partiler haline gelseydi iktidara tırmanabilir miydi?" gibi soruları coşkuyla karşılıyorlar. İkinci tür ve birinciyle kıyaslanmayacak kadar az sayıdaki tepkili i se bizim neden sosyal demokratları eleştirdiğimizi soruyor. Doğrusu bu tepkilere az bile değil de "tek tek" denebilir. Çünkü son zamanlardaki yazılarımıza bir sevgili dostumuz dışında hiç bir eleştiri gelmedi ama tersi çok oldu.

HALKI DİNLEYİN

Sosyal Demokratları eleştiren ben değilim, halk. Seçim sonuçları, bu partilerin yönetimlerini tartışılmaz biçimde yargılıyor ve mahkûm ediyor. Daha sonra bu yenilgilere bin bir kılıf uydurulabilir ama gerçekleri örtmek mümkün değil. Biz, zaman zaman dost uyarıları yapıyoruz. Geçen yıl Eylül ayında, kurultay zamanında herkes CHP'nin şahlandığı kanısındaydı. Oysa bu sadece örgüt içi bir coşkuydu. Halkın ne düşündüğünü, ne hissettiğini okuduğumuz için "Bu parti barajı zor aşar" diyorduk. Bu dostlarımız o zaman da bize inanmadılar. Gerçi kendileri milletvekili oldular ama bizim yerel seçimlerde aldığımız ve İstanbul'da 17 milletvekili çıkaracak oyumuzu, yarı yarıya düşürdüler. Hem de İSKİ skandalı olmadan ve basın tarafından yerden yere vurulmadan. Bu arkadaşlarımızın şunu anlaması gerekiyor: Biz, bu felaketlerin sebebi değiliz. Önceden uyarmamız bu sonuçtan kaçınmak içindir. Bin kere söyleyeceğim: Politika Ankara'daki görüşmelerden ve İstanbul'daki medya çevrelerinden ibaret değil.

UNUTMAYIN Kİ; BU ÜLKEDE BİR HALK YAŞIYOR!

Halkın istek ve duygularıyla, iki sosyal demokrat partinin yönetimleri uyuşmuyor. Birbirine denk düşmüyor.

REFAH ÖRNEĞİ

Hem seçimlerde, hem de düşünce alanında karşısında yer aldığım ve mücadele ettiğim REFAH partisinin tutumunu bu yüzden örnek veriyorum. Onlar bu ülkede bir halk olduğunun farkındalar. Politikalarını halka göre ayarlıyorlar. Sosyal Demokratlar da bunu yapsınlar istiyorum.

İKİ TÜR GERÇEK

Hem medya, hem politika çevreleriyle, hem de halkla iç içe geçen yaşamım bana önemli bir şey öğretti. O da halkın gerçeğiyle, medya - politika çevreleri gerçeğinin örtüşmediği. Halk kitlelerin de her şeye rağmen "sağduyu, izan, insaf" diye niteleyebileceğimiz bir düşünme ve sezme yetisi var. Oysa medya politika çevreleri, gerçekleri, çıkarlarına ya da küçük arkadaş gruplarına göre durmadan eğip büküyor. Çoğu zaman mantıkla, reel durumla ve sağduyuyla bağdaştırılamayacak sonuçlara varıyorlar. O zaman da ortaya büyük bir diyalog kopukluğu çıkıyor. Halk ve bu partilerin taban örgütleri "Anlamıyoruz. Bunlar bu kadar kör mü?" diye çırpınıyor. Son zamanlarda gezdiğim Anadolu kentlerindeki bazı partililer "Artık halkın arasına bile çıkamayacak duruma geldik! Bunu Ankara'ya niye anlatamıyoruz?" diye feryat ediyorlar. Ama Ankara duymuyor. Çünkü duymamaya şartlanmış. Çünkü politikanın, o örgütlerle ve halkla değil, meclis grubuyla, disiplinli bir parti meclisiyle ve iyi basın - tv ilişkileriyle yürüyeceğine inanmış.

***

İçimden ne geçiyor biliyor musunuz? "Ah!" diyorum. "Keşke elimde imkân olsa da bu sevgili dostlarımızı Anadolu’ya götürüp binlerce insanla konuştursam. Ankara - İstanbul dar çevrelerinin dışına çıksalar ve bizim uyarılarımıza biraz kulak verseler." Milletin vekili olmak da bu anlama gelmiyor mu zaten?

***

Yazdıklarımı bir polemik değil, içten bir dost uyarısı olarak kabul etsinler. Çünkü bu kadim dostlarımı gerçekten seviyor ve sayıyorum. Eylül ayındaki öngörülerimiz nasıl doğrulandıysa, bundan sonrakiler de doğrulanacak. Bir yıl içinde partilerini kilit vurulacak noktaya getirecekler. Bundan hiç kuşkuları olmasın. Ama anlasınlar ki bu bizim dileğimiz değil; uyarmak için durum saptamamız! Keşke bu kez yanılsak ve bunu belirtsek! Çünkü bizim, "Böyle yazdık ama yanılmışız!" deme alışkanlığımız da vardır.