Bir yanda köpeklere ısırtılan analar, öte yanda polislerin saçların dan tutup sürüklediği genç kızlar... Kayıp oğlunu arayan bağrı yanmış anayı "normal ana" saymayan beyni yıkanmış polis memuru. Bu korkunç görüntüler, neredeyse alışılmış, sıradan olaylar haline geldi. Şöyle bir haber duyuyorsunuz: "Bağcılar'da gösteri yapan bir grupla, polis arasında çatışma çıktı. Bu arada oradan geçmekte olan 16 yaşındaki bir genç, göğsünden vurularak hayatını kaybetti.” Sonra gelsin hastane görüntüleri, sinir krizi geçiren, aklını kaybetmek üzere olan ana - babanın feryatları.... Peki sonra? Sonrası yok! Unutulup giden binlerce olaydan biri. Oysa adil bir ülkede, böyle olayların üstü kapatılmaz, balistik incelemeler yapılır ve gencin kimin silahından çıkan kurşunla öldüğü saptanır. Soruşturma açılır. Ama Türkiye'de insan canının kıymeti mi var? Öldürüverirsin olur biter!

CİNNET

Yavaş yavaş bir cinnet ortamına doğru kayıyoruz. Sokaklarımızda şiddet kol geziyor. Halk kendi güvenlik gücünden korkmakta. Devlet, giderek soyut bir şiddet mekanizmasına dönüşmekte. Siyasiler, kişisel hırs ve yolsuzluk bataklığında debelenmekten kurtulamıyor. Medyanın bir bölümü, sanki ülkede her şey güllük gülistanlıkmış gibi "vur patlasın, çal oynasın" programlarına hız veriyor. Onur, emek, saygı, incelik, insan hakları gibi kavramları gören, duyan yok. Kendisine sol adını takan bir kesim, acı çeken halkı bırakmış, kendi içindeki hesaplaşmalar, kıskançlıklarla uğraşıyor ve rakı kadehlerinin içinde kulaç atıyor. İnsani acılar, insan sıfatında gezen bazı mahlukları hiç mi hiç etkilemiyor. Düşünün; karınız, kocanız ya da çocuğunuz bir gün aniden kaybolsa ne yaparsınız? Meraktan, endişeden deliye dönmez misiniz? Ölü mü sağ mı sorusu zihninize zehirli bir yılan gibi çöreklenmez mi? Ve "hukuk devleti" olduğu iddia edilen Türkiye'de, kaygılarınızı dile getirmek için sokağa çıktığınızda kendi polisinizden dayak yerseniz, içinizden müthiş bir isyan dalgası yükselmez mi?

HAPİSANEDE ÖLÜM

Şu anda bunlardan da acil bir konu var: Cezaevlerindeki yüzlerce tutuklu, ölüm orucunda 60 günü geçtiler. Artık ölüm sınırındalar. Çoğu bilincini ve görme duyusunu yitirdi. Yarın, öbür gün ölümler başlayacak. Ve bu ölümler Türkiye'de on yıllarca silinmeyecek yepyeni kan davalarının başlangıcını oluşturacak. Bir devlet, eğer saygı gören, adam gibi bir devlet olmak istiyorsa cezaevinde, canı kendisine emanet edilmiş olan tutuklusunun ölmesine izin vermez. Oğlunun akıbetini soran anayı yumruklamaz. Ve işgal kuvveti gibi davranmaz!

ÇAĞRI

Ölüm orucundakilerden bilinci yerinde olanlara sesleniyor ve "yaşamaları" için yalvarıyorum. Ne olur tedaviyi kabul edin! Sizlerin ölümü, ülkeyi ve bizleri çok ama çok yaralayacak. Mücadeleye devam edebilmek için ilk koşul hayatta kalmak! Lütfen hayatta kalın!