Yabancı bir ülkede, başka işlerle ilgilenseniz bile Türkiye aklınızdan çıkmıyor, hatta ilginiz daha da yoğunlaşıyor. Gözünüzü kulağınızı açıp memleketten gelen haberleri dinliyorsunuz. İşin bir başka boyutu da yabancıların Türkiye'yle ilgili sorularını cevaplamak. Sorumluların çoğu böyle bir sıkıntı çekmiyor. Çünkü sorunları sadece yurt içiyle sınırlı olarak düşünüyorlar. Yabancılarla karşı karşıya geldikleri de yok zaten. Gelin durumu bir de büyükelçilerimize sorun. Türkiye'deki her kargaşa, her insan hakları ihlali, her haksız uygulama büyükelçileri çok zor bir duruma sokuyor ve kendi vicdanlarında, mantıklarında açıklayamadıkları birçok konuyu, görev icabı savunmak zorunda kalıyorlar.

KORKUNÇ OLAYLAR

Son günlerin olaylarını bir düşünün: Diyarbakır cezaevinde tutukluların dövülerek öldürülmelerini nasıl açıklayacaksınız? Güneydoğu'daki devlet güçlerinin çete oluşturarak adam öldürdükleri, haraç topladıkları gerçeğine hangi kılıfı uyduracaksınız? Mafya ve devletin, "milliyetçilik" ekseninde iç içe geçmekte olduğunu nasıl savunacaksınız? Ayrıca dünya da saf değil. Bu deneyleri daha önce geçirdikleri için kafalarında hemen referanslar oluşuyor ve işin ne olduğunu sizden bizden daha çabuk kavrıyorlar. Fransız'lar Cezayir'de savaştı savaşmasına ama daha sonra orada savaşan askerlerinin kurduğu suç örgütlerinden, OAS'tan kurtulana kadar akla karayı seçti. Bizde de aynı oyunlar oynanıyor İspanyollar da gördü bu filmi, Fransızlar da, Portekizliler de, İtalyanlar da, Yunanlılar da... Bizim şansımız Mustafa Kemal Atatürk gibi bir askerlik ve siyaset dehasının, toplumu yıllarca koruyacak kurallar getirmesiydi. Bu yüzden, dünyada birçok ülke ateşler içinde kıvranırken biz nispeten sakin, dengeli ve saygılı bir toplumda yetişme olanağı bulabildik. Ne yazık ki son on yıllardaki yönetim yetersizliği ve siyaset elitinin miyopluğu bizi bu noktalara getirdi ve bazı ülkelerin içinden geçtiği ateş çemberi gecikmeli olarak bizi de sarmaya başladı. Yazık!

CHP DEDİKODULARI

Son günlerde CHP ile ilgili birçok kulis haberi yayınlanıyor ve sanki, bazı arkadaşlarla birlikte parti içi bir grup oluşturup, genel başkanlığı ele geçirme stratejisi uyguluyormuşuz gibi senaryolar yazılıyor. Bütün bunlar doğru değil. CHP Genel Başkanlığına aday değilim, böyle bir hazırlık içinde de değiliz. Türkiye için kaygılanan herkes gibi, ben de CHP'nin içine düştüğü duruma üzülüyor ve zaman zaman görüşlerimi belirtiyorum. Bu amaçla, diğer kuruluşlar gibi CHP örgütlerinin de konferans ve panel önerilerini kabul ediyor, düşüncelerimi anlatıyorum. İşte hepsi bu! Dostlarımın bir şeyi çok iyi anlamalarını diliyorum: Ben politikacı değil, bir sanat ve kültür insanıyım. 27 Mart yerel seçimlerinde, SHP'nin ısrarları karşısında adaylığı kabul edişim, solu birleştirebilmek özleminden kaynaklanıyordu. Ne yazık ki başaramadık. Bugün de solun, içinde bulunduğu kargaşadan, bölünmüşlükten ve ideolojik aymazlıktan kurtulması zor görünüyor. Çünkü, bazı insanlar dışında parti çalışması, bir yükselme ve kazanç mekanizması olarak görülmekte. Bu yüzden yirmi kişinin bir araya geldiği yerde en az on tane genel başkan adayı var. Bu hesaplarla ilgim olmadığını ve parti içi hizip yaratma gayreti içine girmediğimi açıklamak istiyorum. UNESCO çerçevesindeki çalışmalarımın ve sanat kültür alanındaki çabalarımın, karınca kararınca da olsa bir işe yaradığını düşünüyorum ve bunu bilmek bana yetiyor. Bırakın büyük makamlar, büyük insanların olsun. Ben büyük adam değil, olsa olsa çalışkan bir insanım.