Zeki Müren'in ölümü deyim yerindeyse Türkiye'yi salladı! Son yıllarda Müren'in kasetlerini almayanlar bile, sanatçının ölümüyle bir devrin kapandığını hissederek yas tuttular.
***
Bir zamanlar, Zeki Müren fenomeni üzerine çok düşünmüştüm. Onun aykırı tercihlerini kabul ettirmesi Türk toplumundaki hoşgörüyü mü işaret ediyordu yoksa Bizans'tan ve Osmanlı'dan devralınan miras mı tepkileri önlüyordu? Herkesin bildiği gibi bizim toplumumuz, kendisine karşı çıkan her görüşü tolere eden bir toplum değildir ama nedense cinsel konularda değişik davranır. Mesela, İngiltere'de Oscar Wilde'ın çektikleri gelmedi Müren'in başına. Wilde, toplumun kabul etmediği tercihleri yüzünden hapse konulmuş, sonra da ülkesinden kaçmak zorunda kalmıştı. İstanbul şehrinin Bizans ve Osmanlı'dan bu yana devam eden geleneği, bu hoşgörüde büyük rol oynamış olabilir mi? Meraklısı, Murat Bardakçı'nın "Osmanlı'da Seks" kitabını okuyabilir ve bu kitap yoluyla Mercümek Ahmed'in Kabusname'siyle, Hubname'lerden haberdar olabilir.
KADINLARIN HAYRANLIĞI
Yıllar önce bir haberde, Konya'da bir adamın, aşını Zeki Müren hayranlığına kapılan karısını öldürdüğünü okumuştum. Evet, cinayet sebebi buydu: Aşırı Zeki Müren hayranlığı. O günlerde, kadınların Zeki Müren hayranlığı üzerine kafa yorduğumu hatırlıyorum. Neden Türk kadınları Zeki Müren'i bunca seviyordu? Bulabildiğim tek cevap şuydu: Ezilen, dayak yiyen, aşağılanan, eksik etek, kanayaklı, yarım akıllı, saçı uzun aklı kısa diye yerilen ve elinin hamuruyla erkek işine karışmaması öğütlenen kadınlar, erkek dünyasının ünlü bir ferdinin kendilerine özenmesine hayranlık duyuyordu. Zeki Müren makyaj yapıyor, aynen onlar gibi ruj, rimel, allık, pudra kullanıyor ve sahneye eteklikle, kadın tuvaletleriyle çıkıyordu. Bunları yapan sıradan bir erkek de değildi üstelik. Kendilerini ezen kaba kocalarla karşılaştırılamayacak kadar zengin, ünlü, güzel ve kudretli birisiydi. İşte bu rüya prensi, kendilerini "üstün cins" sayan erkeklerin değil kadınların tarzını benimsiyor ve erkek toplumunda ezilmiş bu cinsin değerlerini yüceltiyordu. Kendisini döven kaba adamdan alınacak en büyük intikam Zeki Müren'di. Kadın soyunun tarihi öcü alınıyordu.
***
...diye düşünmüştüm o zamanlar. Şimdi bilemiyorum. Yirmili yaşlarımda, birçok konuda teoriler öne sürer ve bunları "kesinlikle" diye başlayan heyecanlı cümlelerle savunurdum. Şimdi "kesinlikle" sözünü hiç kullanmıyorum. Çünkü dünyada her şeyin görece olduğunu, hiçbir şeyin "kesin" sayılamayacağını öğrendim. Bu yüzden insani ayrıntılar daha çok ilgimi çekiyor artık.
***
50'li yıllar... Amasya savcısı olan babamın Yeşilırmak kıyısındaki evinde babaannemin "Şu radyonun sesini yükseltin. Yavan sesli çocuk çıktı gene!" deyişi ve "yavan" demesine rağmen sevdiği Zeki Müren'i ilk kez dinleyişim aklımda. Zeki Müren o yıllarda tereyağına savaş açan Vita gibi girivermişti Türk ailesinin içine. Daha sonra, "Asmalar da kol uzatmış dallere"yi, Zeki Müren'i taklit ederek okuyup takdir toplamanın çocuksu sevinci. Yine çocukluk yıllarımın Ankara'sında, Büyük Sinema'da izlediğimiz Zeki Müren konseri ve salondan "Yaşa Zekiye abla!" diye bağıran adama dönüp tane tane "Yüzünüzü göremiyorum ama seslenişinizden çok kibar bir bey olduğunuz anlaşılıyor!" deyivermesi. Aradan yıllar geçince benim bestelerimi okuması dolayısıyla görüşmemiz ve o hınzır, aykırı zekasının bütün parlaklığıyla yaptığı (ve ne yazık ki burada tekrarlayamayacağım) birkaç espri. İşte bunlar, teorilerden daha önemli.
MÜTHİŞ MACERA
Zeki Müren'in macerası müthiş! Sen hem Türkiye'nin en aykırı, toplum değerlerine en ters düşen sanatçısı ol, hem de bu sert ve tutucu toplumu dize getirerek devlet töreniyle gömül! Böylece de yalnız kadınların değil, bütün ezilmiş marjinallerin öcünü al! Böyle bir zafere ancak şapka çıkarılır!
