Sonunda Türk edebiyatı bir Nobel aldı. Orhan’ı yürekten kutluyorum. Yıllarını verdiği edebiyat alanında iğneyle kuyu kazar gibi çalıştı. Kitaplar yazdı, bu kitapları dünya halklarına anlattı; hayatını bu işe adadı ve sonunda en büyük ödülü kazandı. Aslında bizim edebiyatımız bu ödülü çoktan hak etmişti. Türkçe’nin büyük bir edebiyat dili olduğu, bu ödülle bütün dünyaya bir kez daha duyurulmuş oldu. Dede Korkut’lardan, Yunus Emre’lerden, Karacaoğlan’lardan süzülüp gelen edebiyat geleneğimizin değeri Stockholm’de verilen ödülle bir kez daha kanıtlandı. Nazım Hikmet’e de verilebilirdi bu ödül, Yaşar Kemal’e de. Ama ödül bir kişiye veriliyor. Ödülü almamış olmak ne Tolstoy gibi yazarların değerini azalttı, ne de Yaşar Kemal gibi devlerin. Dolayısıyla bu ödülü kişisellikten uzak bir biçimde değerlendirmek gerekiyor. Zaten ödülün duyulmasından sonra konuştuğum Yaşar Kemal de halinden memnundu. Orhan’a hemen bir kutlama mesajı göndermişti. Biliyorum ki Türkiye’de bu ödül çok tartışılacak. Orhan’ın Ermeniler ve Kürtler hakkındaki sözleri tekrar gündeme getirilecek. Ama bence Nobel gibi bir ödülü gündelik siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirmek gerekiyor. Üç beş yıl sonra bu tartışmaları kimse hatırlamaz ama Türkiye’nin bir Nobel ödülü kazanmış olduğu gerçeği hafızalardan silinmez. Hem zaten şimdi Orhan Pamuk’un eline büyük bir fırsat geçmiş durumda. Nobel törenindeki konuşmasında kendi ülkesini ve kültürünü öyle bir biçimde anlatabilir ki; kötü anılar silinir gider ve halkımız bir Nobel kazanmış olmanın gururunu yaşayabilir.

Türkiye’de Nobel hep bir edebiyat ödülü, bazen de sadece barış ödülü olarak algılandı. Oysa bu ödül matematik, ekonomi, tıp gibi çeşitli bilim dallarında da veriliyor. Bence yakında Türkiye bu alanlarda da ödül kazanacak. Nobel Edebiyat Ödülü hem Orhan’a hem de Türkiye’ye kutlu olsun.