Ada

Ayvalık'ın tam karşısında bulunan Cunda Adası, Balkan ve Ege insanlarının çektiği onulmaz acıların hüznünü yansıtan bir müze gibi sessiz ve boynu bükük duruyor.

Kıyıdaki lokantalar dolu. Çipura ve papalina yiyen yerli turistlerin cıvıltısı sadece kıyıda kalıyor.

İç taraflar aşı boyalı Rum evlerinin uzun gölgelerinin vurduğu parke taşlı sokaklarda dolaşan hayaletlere kalmış: Evlerini, barklarını terkedip kaçan babaların, anaların, çocukların hayaletleri bunlar.

Gelinlik bir genç kızın, boğulmuş rüyalarının loşluğu sinmiş her yere. O Ada'da yüzlerce yıl yaşamış ve mimarisine damgasını vurmuş olan Rumların kimi suçlaması gerekiyor şimdi?

Türkleri mi?

Hiç sanmıyorum.

Bence Anadolu Rumlarının felaketini hazırlayanlar, batılı devletlerinin desteğiyle şımararak Anadolu'ya bir istila ordusu gönderen Atinalı politikacılardır.

Rumların "denize dökülüş"ü bir karşı tepkidir: Afyonkarahisar'a kadar girmiş olan Yunan ordusunun Anadolu içlerinde ne aradığı sorusu sorulmadan taşlar yerli yerine oturtulamaz.

Atina'nın sorumluluğu, o insanların çektiği acıları da hafifletmiyor elbet.

Türk ordusunun denize sürdüğü Rumlar, limanda beklemekte olan İngiliz gemilerine çıkmak istemişlerdi. Tek umutları buydu. Yaşamla ölüm arasında duruyordu o gemiler.

Ama İngiliz komutanlar, denizde boğulan Rumları almamıştı. Oysa Yunan ordusuna cesaret vererek Anadolu içlerine yollayanlar onlardı.

Cunda Adası'nın parke taşlı ıssız sokaklarında yürürken Bosna-Hersek'teki vahşeti düşündüm.

Dünyanın bu bölgesinde insanlar bir türlü rahat edemiyor. Ölümler, bitmez tükenmez sürgünler, evini terkedip yollara düşen insanlar...

Balkan Harbi'nde İstanbul'a göç eden Türkler gibi, yollarda katlanılmaz acılar çekenler, yavrularını yol kenarına bırakan anneler, çingenelerden ekmek dilenen eşraf...

O insanlar yüksek politikadan anlamıyorlar. Bir masa başına toplanmış bazı insanlar, haritaya saplı bir iğnenin yerini değiştiriyorlar ve milyonlarca insanın felaketi oluyor.

Yugoslavya'da, Bulgaristan'da, Kıbrıs'ta, Anadolu'da kuşakların yaşadığı bir trajedi bu.

* *

Cunda Adası'nda çok güzel bir kilise var.

Vaktiyle nefes kesici bir yapı olduğunu, mimarisinden ve içinde nasılsa kalmış birkaç freksten anlıyorsunuz.

Bina korkunç durumda: Terkedilmiş, yağmalanmış...

Kubbeye kadar ulaşan çatlak, kiliseyi neredeyse bir karpuz gibi ikiye ayırıverecek.

Yazıktır!.

Hangi dinden, hangi ulustan olursa olsun insanoğlunun emekle, göz nuruyla, binbir ustalık ve hünerle ortaya çıkardığı bir eser olduğu için yazıktır!

İnanıyorum ki; Fikri Sağlar kiliseyi görse onun da içi sızlar ve kurtarmak için çaba gösterir.