Şuurlu devrimcilerden bu aşamada beklenen, dünyayı ve Türkiye'yi doğru okumaları, olayları iyi yorumlamalarıdır. Yoksa "aydın" olmanın ne anlamı kalır?

Dünya değişiyor. Yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Bu düzenin temelinde, bilgi, teknoloji, iletişim ve sermaye var. Bilgi ve teknolojiye sahip olanlar, bu yeni düzenin efendileri olacaklar. Diğerleri ise köleleri.

Fakat bunun ötesinde, siyasi ideolojiler de değişiyor. Eski ideolojiler, eski kavramlar, eski partiler, eski liderler miadını dolduruyor.

Bütün milletlerin entelektüel gelişme düzeyleri farklıdır. Bu yüzden de her milletin kendi özgün koşullarına göre bir değişim süreci yaşaması doğaldır. Bize düşen, toplumumuzun bu değişim sürecini en az zararla atlatmasını sağlamaktır.

Bu değişim sürecinde, Türkiye'nin en büyük şansı, Atatürk'ün kurduğu laik, demokratik ve çağdaş cumhuriyettir. Bu cumhuriyetin temelinde yatan değerler, yeni dünya düzeninin temelinde yatan değerlerle örtüşmektedir. Bu yüzden de Türkiye, bu yeni düzene en kolay uyum sağlayabilecek ülkelerden biridir.

Fakat bu uyum sürecinde, bazı sorunlar da yaşanmaktadır. Bu sorunların başında, eski ideolojilere saplanıp kalmış, yeni dünya düzenini anlamakta zorlanan, eski kavramlarla yeni dünyayı yorumlamaya çalışan, eski partilerle yeni dünyayı yönetmeye kalkan, eski liderlerle yeni dünyayı temsil etmeye çalışan bir zihniyet gelmektedir.

Bu zihniyet, Türkiye'nin önündeki en büyük engeldir. Bu zihniyet, Türkiye'yi eski dünya düzeninin kölesi yapmaya çalışmaktadır. Bu zihniyet, Türkiye'yi çağdaş dünyadan koparmaya çalışmaktadır. Bu zihniyet, Türkiye'yi karanlığa sürüklemeye çalışmaktadır.

Bu zihniyetle mücadele etmek, her aydının, her demokratın, her çağdaş insanın görevidir. Bu mücadele, Türkiye'nin geleceği için hayati önem taşımaktadır.