Süleyman Bey'in yüzündeki en samimi aydınlığı, Anadolu halkından bahsederken ve "Bizim insanımız munistir, uzlaşmacıdır" derken yakalıyordunuz.
Fidel Castro ile birlikte kuşağının dünyadaki son temsilcisi olan Süleyman Bey ilginç bir roman kahramanı olmasının sıra, yabancı kelimelerin eğreti durduğu gerçek bir Anadolulu'ydu. Ve gücünü topraktan alan Atlas gibi, kadim Anadolu toprağına dayanmıştı.
Bakmayın şu sıralarda moda olmadığına. Bir ülkedeki gerçek güç, o ülkenin tarihi birikimini temsil edebilenindir. Yani "yerli" olanındır.
Süleyman Bey bile, moda rüzgarlarının etkisinde kalmış olmalı ki kendisini sürekli İngilizce düşünen bir kişi olarak tanıtmaya çalışıyor. Aklına geliveren halk deyimlerini saklayıp, İngilizce deyimler arıyor.
Ama bu, aydınlara karşı yürüttüğü bir taktik.
Gerçek nabzın orada atmadığını biliyor. Aydınları oyalamak istiyor.
Süleyman Bey sürekli savunma durumunda yaşayan her insan gibi, hatalarının konuşulmasından hoşlanmıyor. Ve en önemlisi hatalarını itiraf etmiyor.
Otuz yıl içinde hiç yanlış yapmadığına mı inanıyor, yoksa hasımlarına koz vermemek için mi böyle davranıyor belli değil.
Kişiliğindeki en olumlu gelişme ise hırçınlaşmaması.
Yılların tortusu onu acılaştırmamış. Otuz yıl sonra hala ağız dolusu gülebiliyor ve bakışı yumuşuyor.
Bir masa başında sohbet ettiğiniz zaman bu babacan insanın "Bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz" dediğine zor inanıyorsunuz.
Ama inansanız da inanmasanız da Süleyman Bey'in bütün bu yumuşak görünüşünün altında, çok katı ve zaman zaman zalimlik sınırına varan politikalar izlemiş olduğunu biliyorsunuz.
Tarihten bunu silemeyecek.
Ufkunun genişlemesi bunun bir anlamda panzehiri.
Eskiden (bazı) siyasi idamların yararına inanıyordu, şimdi meseleyi bir demokrasi süreci olarak görüyor.
Türkiye'de sağlıklı bir demokrasinin yerleşmesini, bütün sorunların çözümü olarak algılıyor.
Ama, demokrasi değirmenlerinin ağır öğüttüğünü de biliyor.
XXX
Süleyman Bey şapkasıyla ünlüdür.
Herkes onun tek şapkası var sanıyor ama Süleyman Bey'in birçok şapkası var.
Otuz yıllık deneyi sonucunda Türkiye'deki bunca değişik çıkarı, bunca değişik grubu ve inancı biraraya getiremeyeceğini anlamış olmalı ki, hangi grupla karşılaşırsa onun hoşuna gidecek şapkayı giyiyor.
Değişik kültür seviyelerine uyum gösteren bir barometre dinamizmi taşıyor içinde.
Buna rağmen esas şapkası, bildiğimiz "Politikacı" kimliğini simgeleyen şapka.
"Şapkanı alıp gittin" diyenlere, "Ne yani bıraksa mıydım?" diye cevap verdiği şapka.
Ekonomiden, sanattan, eğitimden, spordan, dış politikadan, terörden konuşurken gerçek kimliğinin yansımadığını hissediyorsunuz. Yabancı alanlarda dolaşıyor.
İş, politikaya gelince ustalığının bilincindeki bir satranç oyuncusu rahatlığı yayılıyor yüzüne.
Uzun vadeyi düşünür gibi yapıyor ama aklı yarın ödeyeceği pamuk parasında.
Zaten bunu saklamıyor da.
Ve küllerinden yeniden doğan bir Anka kuşu olarak çarpışmaya devam ediyor.
Çünkü çarpışma artık Süleyman Bey'in yaşam biçimi olmuş.
