Nazım'ın bir şiirinde "yaklaşan düşmanı görüp de haber
veremeden öldürülen bir gözcü" vardır.
Kuleye çıkmış, şehrini beklemektedir ve düşman hücumunu gör-
düğü sırada boğazına yediği bir okla yere devrilir.
Gerçekten de ne müthiş bir acı olmalıdır bu!
Uyuyan şehri uyandıramamak, haber verememek, alarm çanlarını
çaldıramamak...

***

Sanatçılar ve yazarlar da zaman zaman buna benzer bir acıyı ya-
şarlar.
Toplumu uyarmak, herkesi yokedecek bir fırtınayı engellemek is-
terler ama ne çare... Yazarların ellerinde topu, tüfeği, silahı yoktur
ki. Ne devlet yönetirler, ne karar alırlar, ne emir verirler.
Bir tek kalemleri vardır güçlerinin yettiği. Onu da vicdanlarının
doğrultusunda kullanabilmek için çeşitli baskılara, yönlendirmelere,
tehditlere direnir dururlar.

İtalya'da Antonio Gramsci, gördüğü düşmanı haber verdiği
halde insanlarını uyaramadan hapishanede tamamladı yaşamını.
Macaristan'da Attila Josef'in uyarıları bir trenin altında son bul-
du.
Hitler'in yükselişi döneminde tehlikeyi göstermek isteyen Al-
man aydınları çil yavrusu gibi dağıldı yeryüzüne.
Demek ki akacak kan damarda durmuyor. Politikacıların ve büyük
kitlenin bazı gerçekleri görmeleri için binlerce masum insanın kanı-
nın akması gerekiyor.

***

Bizler de Türkiye'de yeni bir döneme girdik.
İçinde yaşadığımız hafta bir kilometre taşı oldu ve bazı önemli ka-
rarlar alındı.
Bunu anlamak için özel bilgilere ihtiyaç yok. Benim gibi Anka-
ra'daki siyasi çevrelerle özel ilişkileri ve haber kaynakları olmayan birisi
bile, bu durumu değerlendirebilir.
Bir yandan DEP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılıyor,
bir yandan idamlar sokuluyor gündeme, bir yandan da Baki
Tuğ, Coşkun Kırca gibi isimlerin ağırlığı artıyor.
Amaç, Türk rejiminin üzerinde "Demoklesin Kılıcı" gibi sallan-
maya başlayan Mart 1994'e kadar Güneydoğu sorununu silip
süpürmek, dümdüz etmek.
Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz ve gelecek yıl bugün tekrar bir
durum değerlendirmesi yaparak, bu politikanın doğru mu yanlış mı
olduğunu belirleyeceğiz.

***

Beni en çok ne ilgilendiriyor biliyor musunuz?
1994 yılını göremeden öldürülecek olan binlerce masum insan...
Örsle çekiç arasına sıkışmış insanlar, PKK terörüyle, devlet şid-
deti arasında kalıp ezilecekler.
Daha "anne" demeyi öğrenmemiş bebekler şarapnellerle par-
çalanacak.
Askerlik görevini yapan oğlumuz, yeğenimiz, kardeşimiz, çıplak
bir tepenin yamacında, geleceğiyle ilgili bütün güzel düşlere veda ede-
cek.
Şimdiye kadar ölenlere mi yanarsın, bundan sonra öleceklere
mi?
Savaş iğrenç bir şey!