Pazar akşamı Taksim Meydanını hınca hınç dolduran 300 bin kişi, dünyanın en büyük ve en görkemli korosunu oluşturdu. Sahneden bakıldığında ucu bucağı görülmeyen ve coşkulu bir deniz gibi dalgalanan topluluk, herkesin tüylerini diken diken eden bir görkemle barış ve dostluk türkülerini Taksim üzerindeki gökyüzünde yankılandırdılar. O Taksim ki, nice kanlı olay gördü, ne trajedilere tanıklık etti. Taşları kanla ıslanmış olan Taksim Meydanı, Pazar akşamı bir “barış ve dostluk alanı”na dönüştü. Konserden sonra Erdal İnönü dinleyicilerdeki dengeli coşkuyu ve barış, kardeşlik duygusunu “inanılmaz” diye nitelendiriyordu. Konsere bu görkemi kazandıran güç alanı dolduran dinleyicilerdi. Biz sahnede ne yaparsak yapalım, konsere, üç yüz bin hançereden yükselen şarkının yarattığı etkiyi kazandıramazdık. Bu görkemli koronun her üyesine tek tek teşekkür ediyorum. Beni yalnız bırakmayan, her konserime bir “barış şöleni” havasını kazandıran sevgili dostlar: SAĞOLUN BASINDAKİ ÇARPITMALAR…Paris’te Concorde alanında üç yüz bin kişilik bir konser coşkusu yaşansa ne olur dersiniz? Fransız basını bu olayı nasıl verir? Ya Londra’da, Madrit’te, Roma’da? Ama ne yazık ki Türkiye’nin en büyük kentinin, en büyük meydanındaki üç yüz bin kişi bazı gazetelerimiz tarafından küçültülmeye çalışılıyor. Venedik’teki elli bin kişilik bir rock konserine tam sayfa ayıran gazetelerimiz bu üç yüz bin kişiyi görmezlikten geldiler. Aynen Ankara Hipodromundaki yüz yirmi bin kişi gibi… Bu bana değil, o alandaki yüz binlere saldırıdır. Trafiğe kapatılmış olan o büyük meydanı, Atatürk Kültür Merkezinden İstiklal caddesine ve Sheraton’a kadar, ayakta ve birbirine yapışık olarak dolduran bu görkemli kitleye hakarettir. Değerlendirmesini de o kitleye bırakıyorum. Bir de daha tehlikeli bir çarpıtma var: Konserde olay çıkmış, çevik kuvvet müdahale etmiş, İnönü canını zor kurtarmış, molotof kokteylleri atılmış vs. Açıkça yazıyorum: Bu haberler doğru değildir. Bu gazeteler konserle ilgili yanlış haber yayınlayarak bir provokasyona alet oldular. Yazdıklarının hiçbiri olmadı. Tam tersine bu büyüklükte bir konser için, Türkiye’nin en uygar, en olaysız gecesi yaşandı. Konser çok olgun ve düzeyli bir havada geçti. İnönü’ler konserden sonra sakince The Marmara Oteli’ne gittiler ve birlikte neşe içinde bir yemeK yedik. Yazdıklarımın tanığı, Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Nurettin Sözen, Yaşar Kemal, Ertuğrul Özkök, Korel Göymen ve yüzlerce basın mensubunun da içinde bulunduğu kişiler ve alandaki yüz binlerdir. Olan tek şey şu; Konser bittikten sonra coşkuya kapılmış olan 10-15 genç bir iki slogan söyleyip, ellerindeki gazeteleri tutuşturmuşlar, belediye de söndürmüş. Şimdi bu anlayış için, Taksim’deki üç yüz bin kişi “olay” değil, o büyük kitlesel coşku “olay” değil, konserden sonra gençlerin gazete yakması “olay”. Diyelim ki bir Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra kırk bin kişi dağılıyor. Bunlardan küçük bir grup evlerine dönüş yolunda kavga ediyor ve yaralanmalar oluyor. Bu mantıkla hareket edersek Fenerbahçe-Galatasaray maçı için “kanlı maç’ başlığını kullanmamız gerekir. Neyse; Türkiye’nin stadyumlarında, antik tiyatrolarında, en büyük alanlarında yüz binlerce kişilik korolar oluştu. Ve bu korolar hep birlikte barış ve özgürlük türkülerini büyütüyor, Türkiye’deki sevgi dolu uygarlık ortamının öncülüğünü yapıyor. Bu korolara yürekten teşekkür ediyorum. Gerisi ise vız gelir!