Hemen hemen bütün kamuoyu araştırmaları DYP ‘yi birinci parti olarak gösteriyor. Meydanlarda toplanan büyük kalabalıklar ve DYP liderinin gösterdiği performans bir “iktidar yürüyüşü” atmosferini yansıtmakta. Süleyman Demirel ve arkadaşları bu kampanyaya, eski anlayışlarına, köy değerlerine ve milliyetçiliğie dayandırmıyorlar. Tam tersine işledikleri her konu ve toplumda yaratmaya çalıştıkları imajın her öğesi çağdaşlık, demokrasi, özgürlük, kentlilik gibi sosyal-demokrat ilkeleri yansıtıyor. Türkiye’yi bilmeyen herhangi bir yabancı politik uzman, DYP‘nin bugünkü imajına bakıp, onu kolaylıkla bir sosyal-demokrat parti yerine koyabilir. Bu kampanyada Ax Ajans ve Zafer Ataylan‘ın büyük etkisi olduğu doğru.” 21 Ekim sabahı Yeni Bir Türkiye” gibi çarpıcı bir slogandan başlayan bu etkili kampanya, “Karakol duvarı camdan olacak” noktasına geldi. “Karakolda ayna var” türküsünün yerleşmiş olduğu bu toplumda, cam duvarla bir karakol resmini Süleyman Demirel’in çizeceği akla gelir miydi? Fakat, kampanya ne kadar iyi hazırlanırsa hazırlansın, lider o düşünceyi benimsemiyor ve dile getirmiyorsa boşluğa düşer, çelişki yaratır. Bugün Demirel, değişen ve köylü toplum olmaktan kurtulmak için kıvranan Türkiye’de, bu değişimin dinamiğini yakalamış görünüyor. Bunun en çarpıcı yanı da bugüne kadar köylü değerlerini temsil eden bir liderin, yüzünü kent değerlerine ve batıya dönen bir kampanya yürütmesi. Bu gelişme Türkiye’nin demokrasi ve çağdaşlık alanında ne kadar yol almış olduğunu gösteriyor. 10 yıl önce “iç ve dış düşmanlar “ dan, “ son Türk devleti“nden , “Solcuları kahretmek” ten söz eden öfkeli milliyetçi liderler, bugün insan hakları, şeffaflık, demokrasi, uygarlık sözlerini dillerinden düşürmüyorlar. Demirel SHP’nin vermesi gereken mesajları daha büyük bir enerjiyle dile getirmekte. Kısacası, seçimin asıl galibi, karşı çıkılamayacak bir biçimde doğmuş olan modern ve kentli bir Türkiye özlemidir. … İKTİDAR YORGUNU… Mesut Yılmaz cephesi ise durgun gibi. Ya sekiz yıldır iktidarda olmanın verdiği yorgunluk yaratıyor bu durumu ya da çok hesaplı bir strateji. Mesut Yılmaz ve arkadaşları belkide sessiz durarak, ANAP öncesi Türkiye’nin ortaya çıkmasını bekliyorlar. Erbakan, Türkeş, Demirel ve Ecevit‘in, geçmişin hayaletleri gibi kendilerini gösterip, toplumu korkutmasını ve ülkeyi bir “perili ev”e dönmekten kurtarmasını bekliyorlar. Bir de daha gizli bir başka amacı da olabilir bu durgunluğun. Sorunları gittikçe ağırlaşan Türkiye’de ekonominin bir krize doğru gittiği görülüyor. Hükümetin seçim zamlarıyla iyice çığırından çıkardığı bu ekonomi, her iktidarın elini yakacak bir ateş topu halinle. Belki de Mesut Yılmaz bu ateş topunu birkaç yıllığına başkalarının eline vermeyi ve bir muhalefet partisi rahatlığı içinde iktidar yaylım ateşine tutmayı düşünüyor. Ne de olsa tek genç lider o. Daha kırıklarını süren bir lider olarak yıllarca bekleyebilir. Oysa, Süleyman Demirel bir seçim dönemi daha beklerse meydanlarda “kurtar bizi dede!” diye bağıracak millet. Belki de iktidara bu kadar büyük bir enerjiyle asılışının sebebi bu.
