İNSANOĞLU kötü! Savaş, yıkım, şiddet yaratıyor! İnsanoğlu iyi! Şiddete ve ölüme sanatla karşı koyuyor. İnsanoğlu hem iyi hem kötü!
Kendi çılgın zihninin yarattığı acıları, işkenceleri, savaşları ve zulmü, yine kendi doğasından fışkıran sanatla dengelemeye çalışıyor.
***
SAHNEDE olağanüstü erkekler ve olağanüstü kadınlar var.
Dansediyor, şarkı söylüyor ve yaşamın hallerini anlatıyorlar bizlere.
Kadınlar Kaf dağlarının prensesleri; İnce belli, gergin bedenli, mağrur ve zarifler. Buz üstünde kayarcasına geçiyorlar sahneden.
Erkekler sustalı çakı gibi: Hızlı, gergin, dimdik ve gururlu.
Sonsuz bir şiddetten bir ipek yumuşaklığına geçiren Kafkas atlıları!
***
CEMAL Reşit Rey'de Gürcistan'ın "Rustavi Halk Şarkıları ve Halk Dansları Topluluğu"nu izliyoruz.
Milattan önce 2000 yılına uzanan flütleriyle ve bütün dünyayı şaşırtan, sırrı hala çözülememiş olan çok sesli halk korolarıyla yaşamın, doğanın, sevdanın sevincini ve savaşın acılarını söylüyorlar bizlere.
Müthiş bir koreografinin ve insan yeteneğinin sınırlarını zorlayan dansçıların yarattığı kompozisyonu seyrederken heyecanlanıyorsunuz, kanınız tutuşuyor: Bu berbat dünyada iyi ki sanat var diye düşünüyorsunuz.
Sadece politikacılardan, generallerden ve tüccarlardan oluşan bir dünya neye benzerdi kimbilir!
***
SANATIN has olanı, insanı zaman ve mekandan koparıyor.
Sahnedeki fırtınayı izlerken, binlerce yıl öncesine gitmiş gibi oluyorsunuz.
Başlarına bağladıkları kırmızı kumaşlarla dansçılar, bir an Mısırlılara benziyorlar; hani o hep profilleri görülen Mısırlılara.
Kılıçların, küçük yuvarlak kalkanlara çarpmasından çıkan kıvılcımlar sizi alıp Homeros'un destanlarına götürüyor. Ahilleas'ın çocukları mı bu çarpışanlar; Hektor mu, Truva yiğitleri mi?
Derken, kızıl giysili delikanlılar sahnede dönerken Matisse'in, kırmızı adamların raksettiği tablosu gözünüzün önüne geliyor: Matisse bu dansı görmüş olmalı!
***
ÇİN'de Pekin Operası izledim, Meksika'da Maya dansı...
Erzincan dağlarındaki cem ayinlerinde semahlara da katıldım, Alvin Ailey'in gospellerden uyarladığı danslara da.
Çin'in kuzeyindeki Uygur şarkılarından, Japon Kabuki'sinden, Nashville ezgilerinden, Arap çöllerinin göğe ulaşan feryatlarına, Granada'nın Endülüs ritminden Stockhausen'ın, Xanaksis'in minimalizmine kadar insanoğlunun yarattığı ses ve dans cümbüşünü dinleme ve gözleme fırsatım oldu.
Ve sonunda Gürcü halkının, Kafkas dağlarında yarattığı sanatsal zenginliğin sarsıcı etkisiyle karşılaştım.
***
DÜNYANIN kültür çeşitliliği içinde bazı tarzları kendinize daha yakın bulabilirsiniz.
Kafkas, Balkan ve Ege kültürleri beni Ortadoğu'dan daha fazla çekiyor kendisine.
Neden mi?
Çünkü bu zengin kültürlerin dışavurumu munda, kadın kadın, erkek de erkek olarak yer alıyor ve dünyayı birlikte oluşturuyorlar.
Arabesk kültürde ise kadınla erkek neredeyse iç içe geçip, garip bir yapı oluşturmuş.
Daha doğrusu, kadını dışlayarak erkeğe yaşayan toplumlar, bazı erkeklere kadınsı özellikler yüklemiş.
Ortadoğu'nun Arap etkisindeki türkülerinde erkeklerin sesi, kadınlardan daha ince. İnanılmaz tiz notalarda, çığlık çığlığa söylüyorlar. Benim "güzel ses" anlayışıma uymuyor bu.
(İtalyan tenorları da tiz notalara çıkıyor ama bunu bağırmadan beceriyorlar. Zaten maharet de bu!)
***
DANSLARDA da durum böyle.
Köçek, yani "oğlan dansçı" geleneğinden kaynaklanan tarzda, erkekler omuz kırıyor, gerdan titretiyor, göbek atıyor ve birbirleriyle kalça tokuşturuyorlar.
Ve bu gelenek Türkiye'nin hemen hemen bütün eğlence mekanlarında sürüp gitmekte.
Kafkas, Balkan ve Ege danslarında ise erkekler kollarını hiçbir zaman omuzlarının üstüne kaldırıp "şıkıdım şıkıdım" yapmıyorlar. Bellerini de kıvırmıyorlar.
Hareketleri ya bir atlıyı ya da bir kartalı andırıyor.
Kadınlarsa hayata meydan okurcasına, alabildiğine mağrur... Başları dik ve yaşamın getirdiği her türlü acıyı zarafetle taşıyabilecek kadar soylu.
***
BANA dünyanın güzel geleneklerini hatırlattıkları için Rustavi topluluğu üyelerine ve Gürcistan'ın fahri kültür elçisi gibi çalışan İberya Özkan dostumuza teşekkür borçluyum.
