Perşembe günü yayınlanan "Bir Plak Kaydetmek" yazımdan sonra bir dostum, işin bu kadar zor ve ayrıntılı oluşuna şaşırdığını söyledi.
Gerçekten de modern kayıt teknikleri ses kalitesini artırdı ama işi çok karmaşık hale getirdi.
Esas zorluk ise birbirini görmeyen müzisyenlerin ayrı kanallara yaptığı kayıtlarda birarada çalmanın coşkusunu elde edebilmek.
Bu sadece müziğin değil, başta sinema olmak üzere her sanat dalının temel sorunu
Film yaparken de, sevgilisiyle birlikte en yalnız anında ve belki de ağlarken görüntülenecek olan oyuncu, yere çizilmiş olan teşebir izlerine basarak yürümek ve belli bir noktada durduğu zaman da, ışık alabilmek için başını önceden belirlenmiş bir açıda tutmak zorunda.
Onca kablo, ışık, teknik eleman arasında yoğun duygular yaratmak hiç kolay bir iş değildir.
Müzisyen için de geçerlidir bu. Bir stüdyonun yalnızlığında ve tek başına duygular aktarması beklenir ondan.
Günümüzün en iyi sanatçıları, bu zorlukların üstesinden gelebilmiş profesyonellerdir.
Dünya sinemasında hayranlıkla izlediğimiz ve zaman zaman hepimizi kahkahalara ve gözyaşlarına boğan büyük oyuncular, kendilerini sarmalamış olan teknik dünyanın soğukluğunu hissettirmezler bize.
20. yüzyıl sanatçısı bunu yaşayarak öğrenmiştir.
Daha önceki dönemlerde teknoloji bu kadar gelişmiş olmadığı için, sanatçının teknikle boğuşma derdi yoktu.
Hatta ilk dönemlerde Amerika'nın derinliklerinden getirilmiş zenci blues gitarcı ve şarkıcıları, stüdyoya sokulduklarında çok yabancılık çekerlerdi.
Bizim aşıklara benzeyen bu müzisyenler çalıp söylerken ayaklarıyla tempo tutmak alışkanlığındaydı. Stüdyo kaydında ise böyle durmadan gümleyen bir sese izin verilemezdi. Ses teknisyenleri blues'culara yüzlerce defa ayaklarını vurmamalarını söylemiş sonunda çaresiz kalınca da hepsinin ayağına yastık bağlamışlardı. Müzisyenler stüdyoda istediği gibi çalıp söylüyor ve yastık bağlanmış ayaklarını döşemeye vurup duruyorlardı.
XXX
Şimdi kayıt işlerine bir de bilgisayar girdi. Klavyeye bağlanmış olan bilgisayara müziğinizi aktarıyorsunuz. Onun ekranında bütün melodi, ritm ve akorları gözle görmek ve grafik şemalarını çıkarmak mümkün oluyor.
Eğer müzikte değişiklik yapacaksanız bunu hiçbir alet çalmadan, sadece bilgisayar ekranındaki işaretlerle oynayarak yapıyorsunuz.
Böyle bir işlemle uğraşırken de soruyorsunuz kendi kendinize: Acaba müzikle mi uğraşmaktasınız, yoksa bilimle mi, muhasebeyle mi, uzay teknolojisiyle mi?
Ama yüzyılımız giderek sanat ve bilimin içiçe geçtiği bir döneme yaklaşıyor.
Belki de gelecek yüzyılda, "Bir fizikçi kadar iyi şair" ya da "Bir müzisyen kadar iyi matematikçi" diyebileceğiz.
Metronomla gönye arasındaki mesafe kısalmakta.
