Osmanlı’daki anlamıyla millet sisteminin egemen olduğu yüzyıllarda Türklerle Kürtler arasında büyük bir fark yoktu. İki halk da İslam ümmetiydi ve padişahın eşit kullarıydı. Ümmet ve millet sisteminin yerini, 19. yüzyıldan sonra ortaya çıkan milliyetçilik cereyanları aldı. Hepimizin bildiği gibi İmparatorluğu oluşturan Hıristiyan unsurlar teker teker ayrılarak kendi ulus devletlerini kurdu. Balkanlardaki Osmanlı halkları bunu başardı, Anadolu’daki Ermeniler ise başaramadı. Osmanlı’nın Hıristiyan unsurlara karşı savunulmasında ise Türkler ve Kürtler her cephede birlikte görev yaptı. Nispeten yeni sayılacak dönemlere kadar da Türk-Kürt ayrımını duyan olmadı. Sosyolojide halklar arasındaki çatışmanın en önemli göstergesi kız alıp vermemek ve karışık evlenmeler yapılmamasıdır. Türkiye’de hiçbir zaman Türk ve Kürt evliliği sıkıntısı yaşanmadı. Alevilerle Sünniler arasında kız alıp vermeme adeti sürüp giderken, Kürtlerle Türkler arasında yüz binlerce evlilik yapıldı. Güneydoğu’da kanlı bir savaş sürüp giderken bile Türk-Kürt evliliğinde problem yaşanmadı. Bu karışık evlilikler sonucunda ailesinde hem Türk hem Kürt kökenine sahip milyonlarca insan doğdu. Fakat sonra… Sonrası feci! Emperyalizmin oyunları ve devleti yönetenlerin yanlış ve çağ dışı zihniyetleri yüzünden insanlarımız duygusal bir bölünmeye uğradı. Eğer 12 Mart’ın Diyarbakır Cezaevi’ndeki insanlık dışı uygulamaları ve benzerleri olmasaydı, bugün belki de bambaşka şeyler konuşuyor olacaktık. Şehit cenazelerinde tabuta sarılmış anneleri görmeyecektik. Çocuklarımız yaşayacaktı. Ne yazık ki sosyolojik olayları, kıt akıllarının ve eksik bilgilerinin emrettiği talimatlarla düzenleyebileceğini zanneden bir takım cahil yöneticiler bizi bu noktalara kadar sürükledi. Bu duygusal bölünmenin yarattığı atmosfer ürkütücüdür. Umarım yanılıyorumdur ama yıllardan beri üstüne basa basa tehlikelerini anlatmaya çalıştığım üç kutuplu Türkiye artık kaçınılmaz bir biçimde karşımızda duruyor. Ulusal birliğimiz; Türk laikler – dinciler ve Kürtler olarak üçe bölünmüş durumda. En azından duygusal bakımdan. Önümüzdeki dönemde, Türk milliyetçiliğine karşı son iki grup arasında yakınlaşmalar görürseniz şaşırmayın. Farkındayım; iç açıcı şeyler söylemiyorum ama ne yapalım ki gerçek bu.
