Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk. SABAH-GALLUP araştırma sonuçlarını hatırlatarak, “Ecevit’li, Demirel’li günlere geri dönüyoruz galiba!”dedim. Bunun üzerine; “Ben sana bir hikaye anlatayım”dedi ve başladı:
“Bir şirkete muhasebeci aranıyormuş. İlan üzerine başvuranlardan genç bir adam işe alınmış: Ali bey… İlk günden itibaren düzenli çalışması, titizliği ve saygısıyla herkesin, özellikle de patronun sevgisini kazanmış. Dosyaları müthiş bir titizlikle sıralıyor, istenilen bilgiyi anında sağlıyor, işe on dakika önce gelip, kapanıştan bir saat sonra gidiyormuş.
Patron Ali beyi örnek memur ilan edip maaşına zam yapmış ve bütün memurlara, Ali beyin çalışma ilkelerini benimsemelerini öğütlemiş. Bir iki ay böyle sürüp gitmiş bu. Ama sonra Ali bey işe geç gelmeye başlamış, Yorgun argIn, traşı uzamış ve telaşlı bir durumda geldiği işte kafasını toplayıp, çalıştIğı konuya yoğunlaşamıyormuş.
Derken dosyalan birbirine karıştırmaya, evrak kaybetmeye başlamış. İşe geliş saatleri de neredeyse, öğlene sarkıyormuş. Durumu üzüntüyle izleyen patron bir gün Ali beyi çağırıp konuşmaya karar vermiş. “Ali Bey” demiş “Sen benim örnek memurumdun, medar-I iftiharımdın. Ne oldu sana? Sanki sen gittin de yerine başka bir adam geldi!” Ali bey, “Sormayın!”demiş.”Başımda öyle bir dert var ki ne yaşayabiliyorum, ne çalışabiliyorum. Canımdan bezdim.” Patron derdini sorunca da anlatmış: “Her akşam normal bir vakitte uyuyorum. ” demiş. “Uyur uyumaz da kendimi bir TIR’ın direksiyonunda buluyorum. Altımdaki koskoca TIR’ı kullanarak İstanbul’dan yola çıkıyorum. Her kasabayı, her şehri geçerek Adana’ya kadar gidiyorum. Sabah olduğunda Adana’ya girip kan ter içinde uyanıyorum. Yorgunluktan bayılacak gibiyim. Ne yaptıysam çare bulamadım. Her gece Adana’yı boyluyorum. Patron, Ali beyin perişan haline, kızarmış gözlerine, süzülmüş yüzüne bakmış ve onu tanıdığı bir ruh doktoruna göndermeye karar vermiş. Ali bey doktora derdini anlatmış. Doktor, “Ben senin derdine çare bulurum” demiş.”Sen bu gece, her zamanki gibi TIR’ı al, İstanbul’dan çık, Ankara’ya kadar kullan. Ankara’ya gelince Gençlik Parkı’na doğru sap. Parkın kapısında ben seni bekliyor olacağım. Orada TIR’ı bana devret. Adana’ya kadar ben götürürüm.” Ali bey o gece uyuduktan sonra, gene TIR’ı kullanmaya başlamış. Ankara’ya kadar gitmiş ve doktorun dediği gibi Gençlik Parkı’nın önünde TIR’ı ona devretmiş. Gecenin geri kalan kısmında da mışıl ışıl uyumuş. Ertesi gün patrona teşekkür etmiş ve gecelerinin hiç olmazsa yarısını kurtarmanın sevinciyle işine sarılmış. Ali bey aylar sonra bir arkadaşına rastlamış. Arkadaşı perişan, yorgun ve halsiz görünüyormuş. Ali bey derdini sorunca anlatmak zorunda kalmış:”Her gece”demiş, “Gözümü kapar kapamaz altı tane kadın geliyor odama, Alt alta üst üste bir şenliktir başlıyor. İyi hoş ama her gece altı ayn kadın… Canımdan bezdim. Ölümüm yaklaştı.”Ali bey ruh doktorunun adresini vermiş ve göndermiş arkadaşını.Bir iki ay sonra o arkadaşına tekrar rastlamış. Arkadaşı eskisinden de bitkin du- rumdaymış. Merakla sormuş: “Doktor ne dedi? Kurtulamadın mı kadınlardan?” Arkadaşı: “Üçünden kurtuldum”demiş. “Doktor bana üç kadından sonra durmamı söyledi. Ama bu sefer de bir TIR meselesi çıktı. Her gece üç kadından sonra Gençlik Parkı’ndan bir TIR’ı alıp Adana’ya kadar kullanıyorum.”

Arkadaşıma “Güzel hikaye de..” dedim. “Ecevit ve Demirel’le ne ilgisi var? ” ” Bilmem!”dedi. Ama bir tek şey biliyo- rum. Düşlerdeki TIR’lar asla kaybolmaz.”