Türkiye, kanlı cinayetlerle birlikte orta oyununun, sert politik tartışmalarla komedinin iç içe yaşandığı bir tiyatro sahnesi gibi. Gazetelerin başlıklarından yansıyan bir Türkiye var: bir de daha geride insan ilişkilerinden, sermaye, politika, basınç çevirilerinden oluşan bir dünya. Bu ikinci dünyada kimi zaman, bir bulvar komedisini andıran rastlantılar ve gariplikler yaşanıyor. Böyle bir Fayleau komedisi akşamına ben de tanık oldum ve size aktarmak istedim. Yazının başlığındaki” Körfez Komedisini” nin , Ortadoğu kriziyle hiçbir ilgisi yok. Kanlıca’daki Körfez Balık lokantasından söz ediyoruz.

Cuma öğleden sonra Sabah’ın manşeti hazırlanıyor;” Semra Özal’a Çinli zayıflama doktoru”. Haberde dünyaca ünlü Uzakdoğulu uzmanı Semra Özal için getirtildiği, bugüne kadar Madonna Grace Kelly, Liza Minelli gibi ünlülere uyguladığı maharetiyle ANAP İstanbul İl Başkanını da zayıflatacağı belirtiliyor. SABAH’ın Hava alanı muhabirleri olayı görüntülemiş. Uzman Chung, uçaktan özel bir muameleyle, polis eşliğinde indiriliyor. Birinci sayfa, resimler ve haberlerle bu şekilde düzenleniyor. Akşam, Modern Folk Üçlüsü ’nün müzisyeni, diş hekimi Ahmet kurtaran dostumuzun davetiyle Körfez lokantasına gidiyoruz. Genel yayın müdürümüz zafer mutlu, TÜRSAB başkanı Bahattin Yücel ve eşlerinden oluşan bir arkadaş grubu. Masaya sonradan Ahmet Kurtaranın açtığı estetik merkezinde çalışacak ve İngiltere’den yeni gelen bir Çinli kız katılıyor. Biz, Türkiye’deki Çinli uzman bolluğundan söz ederken, lokantanın iskelesine bir tekne yanaşıyor ve SABAH’a manşet olan uzman Chung’un lokantaya geldiğini görüyoruz. Yanında Güner Kuban, Amsterdam’da da homolulu ok adlı eşcinsel kulübü işleten Güner kurban. Rastlantıya şaşıp kalıyoruz ve işi bilenler Chung’un Türkiye’deki ilişkilerine Güner Kubanın kurduğunu anlatıyorlar. Demek ki polis eskortu ile uçaktan alınan Chung, Güner Kuban’ın himayesinde. Chung’un bitkilerden haplar ürettiğini, bu hapları iki bin dolara sattığını anlatıyorlar. Bitki hapları kullanan kişi, aniden bastıran bir terle boğuşuyor ve yemekten içmekten kesiliyormuş.

HANGİ ZAFER MUTLU ? Tam bunlar konuşulurken lokantanın sahibi geliyor yanımıza ve Zafer Mutlu’ya:” çok özür dilerim!” diyor. “Deminden beri telefon çalıyor ve bir ses Zafer Mutlu’yu istiyor. Ben de eve gitti diyerek kapatıyorum. Sonra tekrar arıyorlar. Israrla arıyorlar.” “Peki niye yok diyorsun” diye soruyor zafer mutlu. “Efendim bağışlayın.” diyor lokantası sahibi, “şoförümün adı da zafer mutlu. Onu arıyorlar sanıp yok diyordum.” Bir rastlantı daha! Tam bu sırada gerilerde telefon bir daha çalıyor. Telefondaki ses Zafer Mutlu’nun orada olması gerektiğini söyleyerek ısrar ediyormuş. Sonunda zafer mutlu telefona gidebiliyor. Telefonun ki o ısrarla kişinin Semra Özal olduğunu anlıyor hemen. Demek ki Semra Özal tuttuğunu koparıyor, şoför zafer mutlu kargaşasına ve olumsuz cevaplara rağmen yılmadan amacına doğru yürüyor ve beşinci telefonda buluyor istediği kişiyi. SABAH’ın akşam baskısını görmüş. Başlığın değiştirilmesini rica ediyor. Chung’un kendisi için gelmediğini, İstanbul sosyetik hanımları için geldiğini anlatıyor. Yan masada da Chung ve Güner Kuban. İşte size başka bir Türkiye kesiti. Ne cinayetler, ne enflasyon, ne Türkiye’nin içine girdiği politik gerilim ortamı. Hepimiz merak ediyoruz: Acaba Patayalı Uzman Chung “First Lady” mize kaç kilo verdirecek? Aslında bu iş için taa Patayalardan uzman getirtmeye de gerek yoktu bence. Sayelerinde halk, bir deri bir kemik kalmanın ilmini bütün uzmanlardan daha iyi biliyor şimdi.

1000 yıldır çalınan saz. Yirmi beş yıl önceydi. Ankara’da Büyük Sinemada düzenlenen bir geceye dinleyici olarak gitmiştim. O dönemde çok gözde olan bir “Aşıklar Şöleni” izleyecektim. Sahnede konuşma yapan Yaşar Kemal, ”Şimdi size çok güzel cura çalan bir aşığı dinleteceğim” dedi.” İnanılmaz derecede güzel çalıyor çünkü elinde bin yıldır çaldığı bir çalgı var. Bin yılın ustalığıyla çalıyor!” Gerçekten de sahnedeki adam, küçücük curadan inanılmaz zenginlikte sesler çıkarıyor, derin Anadolu’nun görkemli ve arkaik vuruşlarını duyuruyordu bize. Sanatçının ismi Aşık Nesimi ‘miydi. Aşık Nesimi ve diğer ozanlar bu akşam Açık Hava Tiyatrosunda Bir konser veriyorlar. Yazının birinci bölümüyle hiç ilgisi olmayan derin bir Anadolu gerçekliğiyle ürpereceğiz. Ve ben bu akşam Yaşar Kemal’den devraldığım bir görevle konuşma yaparken: “İşte” diyeceğim.” İnanılmaz ustalıkta saz çalan bir adam. Çünkü bu sazı bin yirmi beş yıldır çalıyor.