Uzayda buluşan kozmonotlar, o uçsuz bucaksız karanlıkta yüzer gibi dolaşıyorlar. Yerçekiminden kurtulmuş hareketleri salıntılı, ağır ve nazenin. Çok uzakta mavi bir portakala benzeyen küre kendi başına dönüp duruyor. Yıldızlar arasında bir yıldız… Adına dünya diyorlar. Uzayda ısı eksi 92 derece. İyi hazırlanmış kozmonot giysileri bile bu korkunç soğuktan koruyamıyor onları.
İyice küçülmüş dünyacık kendi başına dönüp duruyor. İçinde bulunduğu sistem, galaksilerden ancak bir tanesi ve dünya bu tek galaksi içinde bile minicık. Bizim “koskoca dünya” dediğimiz şey, evrende bir toz zerresi bile değil. Bu toz zerresi üzerindeki canlı yaratıkların ise evrende herhangi bir büyüklük oluşturduğu kuşkulu. Evren karşısındaki insanoğlu, dünyadaki karınca kadar bile olamıyor.
İşte Stephen Hawking bunları düşünüp düşünüp “Allah var mı?” diye soranlara cevap veriyor. “Evrenin, bizim gibi yok sayılabilecek kadar küçük yaratıkların tasavvuruna göre var olduğuna inanmak mümkün değil.” Hawking’e göre o çok güvendiğimiz mantığımız ve bilimimiz, evreni tasavvur etmemize yetmiyor. Einstein da görecelik teoremini açıklarken öyle söylememiş miydi? Bizim evreni tasarlamamız, Haymana yakınlarındaki bir tek karıncanın dünyayı kavraması gibi bir şey. Belki daha da zor bir iş!
Evreni bir bütün olarak gören tasavvuf ise bu meseleyi yüzyıllar önce çözmüş. Her insan zerresinin tanrının yansıması ve parçası olduğuna inanıyor. Uzayda eksi 92 derecede dünyaya bakan kozmonotlar, Hallac-ı Mansur’u ve onu ölüme götüren “Enel hak!” sözünü duymamışlardır bile.
Bu toz zerresinden de küçük yuvarlakta yaşayan minik yaratıklar nasıl da birbirini yiyor: Savaşlar, cinayetler, işkenceler, kıskançlıklar, dedikodular, para kazanma hırsları hepsini gırtlak gırtlağa getirmiş. Her biri kendini evrenin merkezi ve yaşama süresini sınırsız sanıyor. Dünyanın her köşesinden kavgalar, gürültüler yükselmekte. Oysa uzayın eksi 92 derecesinden bakan kozmonotlar o muazzam sessizlikte dönüp duran ıssız bir mavi portakal görüyorlar. Mesela, o mavi portakalın küçük bir noktasında yer alan sosyal demokratların birleşme kurultayı uzay boşluğunda hiç bir anlam taşımıyor. Ankara’daki otel lobisinde kulis yapanlar için ise evrenin bir anlamı yok.
