Dikkatinizden kaçmıyordur sanırım: Son yıllarda Türkiye’de siyaset denilince akla birtakım pislikler geliyor. İcraat, plan, program hak getire! Gazeteciler bir araya geldiği zaman, o haftanın gündemi olarak, kimin hangi marifetinin ortaya döküleceğini konuşuyorlar. Siyasetle ticaret iç içe geçmiş. Ticaretle mafya kol kota. Ortaya çıkan pis ilişkilerin her biri Batı ülkelerinde hükümet götürmeye yeter. Bizde ise üst üste yığılan karanlık ilişkiler şaka konusu yapılıyor. Ve en kötüsü bunlara alışmaya başlıyoruz. Siyaset dediğin zaten karanlık ilişkiler yumağıdır anlayışı yerleşmeye başlıyor.

SİYASET KURBANLARI

Türkiye’de her yıl siyasi faaliyetler uğruna kaç hayvan kurban edildiğini merak ederim hep. Müthiş bir kan akıtma tutkusu var içimizde. Nerede bir siyasi gezi ya da açılış olsa, yere yıkılan hayvanların boğazına bıçak dayanıveriyor. Siyasetçileri karşılamak isteyen birileri, zavallı hayvanları tutup yollara çıkarıyorlar. Saatlerce bekliyorlar orada. Sonra siyaset konvoyu ufukta belirince, biçare hayvanı aracın önünde yere yıkıp kıtır kıtır kesmeye koyuluyorlar. Asfaltın üstünde kan gölleniyor. Yerde can çekişen, çırpınan hayvanın kanı siyasetçilerin alınlarına sürülüyor. Bazen de toplu bir katliama dönüşüyor bu. Yüzlerce hayvan birden kesiliyor. Kanırta kanırta develer, mandalar boğazlanıyor. Bu eğilim giderek artmakta. Daha hassas olması beklenen Tansu Çiller’in gezileri tam bir kan banyosu. Deniz Baykal’ın gezilerinde ise hayvanların kesilmesine izin verilmiyor. Tam hayvanı yere yıkıp bıçak çalacakları anda, otobüsten yapılan anonsta “Kurbanın canını bağışladık. Allah kabul etsin.” deniliyor ve neye uğradığını şaşırmış olan hayvan korku içinde titreyerek tekrar ayaklan üstüne kalkıyor. 21. yüzyılın eşiğinde bütün liderlere sesleniyoruz: Lütfen bu kan banyosundan vazgeçin. Gezilerinizi daha medeni bir ortamda yapın!