“ Başka şeye değil ama nazara inanırım. Göz kalması çok fenadır.” Bu sözü bir çok kez duymuşsunuzdur; hemde hiç beklemediginiz insanların ağzından. Sevgili yurttaşlarımız “nazar “dan çok korkar. Bu yüzden evler, otomobiller, giysiler şıngır şıngır göz boncuklariyla, üzerliklerle doludur. Nazara karşı tütsü yapılır, kurşun dökülür. Büyükanne okulda iyi not alan torununu karşısına oturtup nazara karşı dualar okur. Bu dua sırasında ne kadar çok esnerse o kadar çok düşmanlık geri püskürtülmüş demektir. Eğer düşmanlar sayılamayacak kadar çoksa, torununu hain düşmanlardan kurtarma mücadelesinde halsiz düşmüş olan büyükanne duanın sonunda huzur içinde uyuya kalır. İnsanlar konuşurken durmadan kulak memelerini çekiştirir, büzülmüş dudaklarından tuhaf bir ses çıkarır ve taktak tahtalara vururlar. Eve alınan yeni bir eşyayı saklamak ya da değiştirilen ve modeli yükselen bir otomobille kaygılanmak sürüp giden bir alışkanlıktır. İyice eğlenen ve kahkahalarını tutamayan bir grup “Ah ah!” diye hayıflanır. “Çok güldük, demekki çok ağlayacağız.”
Bütün bunların gösterdiği gibi Türkiye’de insanlar “kötü göz” den, “nazar” dan ölesiye korkarlar. Kimi bunu inançla açıklar. Kimisi kötü elektrik dalgaları ya da manyetik titreşimler diyerek bilimsel kılıflar arar ama her aslan Türk bilir ki başarının ya da sevincin mutlaka bir bedeli vardır ve bu ödenecektir. Bir gazeteci dostum, mesleğindeki en büyük sıçramayı yaptığı zaman, daha tecrübeli bir meslektaşının verdiği öğütleri anlatıyordu. Usta gazeteci “Aman”demiş “ dikkat et. Şimdi sen çok başarılı oldun, neredeyse zengin sayılırsın. Hemen insanların sana acımalarını sağlayacak bir iki bahane uydur ve ortalığı yay.” Öğüdün amacı genç gazeteciyi, başarı sonucu gelebilecek kıskançlığın şiddetinden koruyabilmek. Başarıyı kıskanan insanlar kendilerine bir iki teselli yolu bulabilmeli. Mesela şöyle diyebilmeliler: “ Yahu adam müthiş yerlere geldi ama ne yazıkki verem! Çok yaşamaz.” Ya da şöyle mırıldanmalılar: “O kadar para, pul, mevki edindi ama evinde hır gür eksik olmuyor. Galiba karısı da birileriyle…” Bu yorumlar eski deyimle “emniyet sübabı“yerine geçiyor; bir çeşit sigorta… İnsanlar böyle tatminler bulamadıkları zaman başarıdan nefret ediyor ve başarılı kişiyi boğmak istiyorlar. Bunun da en güzel yolu sinsi bir “Şark dedikodusu.” Nasıl olsa “ Bir şeyin şuyuu, vukuundan beterdir.” ( Bir olayın söylentisinin yayılması, gerçekten olmasından daha kötüdür) denilmiş. En iyisi “Neme lazım? Azıcık aşım, kaygısız başım“ diyerek yuvarlanıp gitmek. Not: Bu yazı daha iyi yazılabilirdi ama bu kadarıyla yetinmek daha uygun. Şeytan kulağına kurşun, ne olur ne olmaz! Hem anlatılamayacak kadar şansız bir günümdeyim. Tatsız şeyler geldi başıma. Elem tere fiş vs, vs….
