Pop patlaması yaşanılan bir ülkede, gençlerin tıklım tıklım doldurduğu bir Haddaway konseri izliyoruz. Ekrana yansıdığı kadarıyla bile çok coşkulu ve heyecanlı bir konser. Pop ritmlerinin hızlı elektriği İstanbul gençliğinin kanında dolaşıyor ve yıldırım etkisiyle onları dansa ve harekete çağırıyor. Bu arada sahnedeki zenci solist bağırıp çağırıyor: “You moron people!”Gençler daha da çıldırıyor ve listi çığlıklar ve alkışlarla yüceltiyor: Bunun üzerine solist “Shit! I don’t speak Arabic!” diyor. Sonra ekliyor: “No, no Turkish. Isn’t it Turkish?” Gençler “Huuu!”diye bağırıyor ve alkışlıyor. Çünkü Batı televizyonlarında öyle görmüşler. O anda kendilerini New York Central Park ya da Wembley konserlerinden birindeki Amerikalı ya da İngiliz gençlerle bir tutuyorlar. Batılı olmuşlar. Televizyonda bu manzarayı izleyen seyircilerin göğsü kabarıyor. “Türkiye ne kadar değişti” diye düşünüyorlar. “Nereden nereye? Nasıl da batılı olduk. Gençler ne kadar da dinamik!”
O sırada televizyonu izlemekte olan bir başka kişi ise üzülüyor. Çünkü sahnedeki şarkıcı İstanbul gençlerine “Hey geri zekalılar!”diye seslenmekte. “Geri zekalılar” çılgınca alkışlıyor: “Hey kuş beyinliler!” “Kuş beyinliler”bu iltifat karşısında çıldırıyor. “Arapça bilmiyorum. Yoksa Türkçe miydi konuştuğunuz dil!” Gençler sahnedeki zenci şarkıcıyı neredeyse canlarının içine sokacaklar.
Yukardaki örnek tek değil. Böyle birçok şarkıcı batılılaşmaya çalışan gençlerimize sahneden küfürler yağdırıyor. Garip olan bu işi daha çok zencilerin yapması. Belki de kendi ülkelerindeki aşağılanmalarının acısını çıkarmak ve hakaretlerine boyun eğecek “batılı özentisi doğulular” bulmak istiyorlar.
Kardeşim Ferhat, Stockholm’de yıllarca çalışarak klasik Türk müziği eserlerini büyük orkestra için düzenlemişti. Sıra stüdyo kaydına geldiği zaman profesyonel müzisyenlere telefon ediyor ve onlara stüdyo çalışması öneriyordu. İsveçli bir müzisyen bütün koşullanı kabul etti ve ne müziği çalacaklarını sordu. Ferhat, “Türk müziği çalacaksınız” dediği zaman telefonun öteki ucundan koca bir “haydaa!” duyuldu ve telefon kapatıldı. İsveçli müzikçi Türk müziği çalmayı içine sindirememişti. Ne Hamamizade’leri tanıdığı vardı zavallının ne de Itri’yi. Dünyanın kuzey taşrasına sıkışmış cahil bir müzisyendi o. Daha sonra Ferhat’ın düzenlemelerini büyük bir saygıyla çalanlar kimler oldu biliyor musunuz: Stockholm Radyo Senfoni Orkestrası üyeleri. Ünlü birinci keman Anders Dahl, çaldığı müziğe hayranlık duyuyordu.
Bu iş hep böyle. Dünyanın neresinde olursanız olun; eğer kitapla, kültürle ilginiz yoksa ya sahnedeki zenciden küfür yiyen gençlere dönersiniz ya da Stockholm’deki zavallı çalgıcıya.
