Apartmanlar arasına sıkışmış küçük bir bahçeyi çevreleyen duvarın önünde duruyorduk. Küçük Zeynep birden: "Ben bu duvarda 1989 yılında bir kertenkele gördüm." dedi. Şaşırdık. "Yanlış mı söyledi" diyerek bir daha sorduk. Yedi yaşındaki Zeynep, ciddiyetle yineledi: "1989 yılında bir kertenkele gördüm." O günden beri bu söz aklıma takılıyor, zaman zaman içimi kamaştıran yeni tatlara kaynaklık ediyor. Haliç'in iğrenç kokusunu duyan, suyu akmayan, çarpık beton kümeleri gören bir çocuğun, kertenkeleyle karşılaşması unutulmaz bir anı."
***
3 Haziran 1990 günü Sabah gazetesindeki köşemde yayınlanan yazı, bu satırlarla başlıyordu. Ve şöyle bitmekteydi: "Koskoca adamların kısıtlı küçük dünyalarının yanında, Zeynep'in bakışındaki bilgelik ve derinlik beni kendine çekiyor. Birbirinin ayağına basmaktan kıpırdayamayan, bir kör dövüşü içinde yuvarlanan muhterisler dünyası, doğru bir dünya değil. Zeynep, çok mutlu olduğu bir doğum gününde "N'olur hiç büyümeyeyim. Amin" demişti."
***
Öyle de oldu. Ne yazık ki Zeynepciğimiz büyüyemedi. Hayatı bir erişkin olarak yaşayamadı. Telli duvaklı gelin olamadı. Pazar günü anlamsız, şaşırtıcı, isyan ettirici, absürt bir kazada uçup gitti elimizden. Babasının ve yakınlarının yüreğine, hiç sönmeyecek bir kızgın lav akıtarak, uçup gitti. En çok bebekleri, hayvanları ve çiçekleri sevdiğini söyleyen, bir kelebek kanadı kadar narin, kırılgan çiçek ansızın boynunu büküverdi. Ve "Bir büyük boşlukta bozuldu büyü." Bir denizden bir başka denize; "Gemiler geçmeyen ummana" yelken açtı.
***
Kimse evlat acısı gibi bir büyük acıyı hak etmez ama Zafer hiç hak etmemişti. Yavrusu nezle olduğunda dünyası yıkılan bir baba, böyle bir cehennem ateşiyle kavrulmamalıydı. Neylersin! İnsanoğlunun ölüm karşısındaki o trajik çaresizliğini yaşamak herkesin kaderinde var ama yine de "vadesiz ölümler zor geliyor."
***
Elveda Zeynep! Elveda küçük meleğimiz! Hiç büyümek istemediğin bu dünya, seni büyütmedi. Hepimizin gönlünde, genç kızlığa yeni adım atmış taze bir bahar dalı olarak yaşayacaksın! Nur içinde yat!
