YILLAR sonra bir romanımı yayınlama noktasına geldim.
İlk göz ağrım olan, müzikten de önce başlayan roman yazma tutkum, beni yaşamımın her döneminde büyük çabalara yöneltti. Ne var ki bugüne kadar yazdığım romanların hiçbirini yayınlama isteğini - belki de cesaretini - kendimde bulamadım.
Daha ortaokuldayken yazdığım özenli roman, Amarildo adlı bir boğa güreşçisinin yaşamını anlatıyordu ve aşırı Hemingway etkisi altındaydı.
Yine o dönemde, Hemingway'in "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" romanını, radyofonik oyun haline getirmiştim ve "Arkası Yarın" kuşağında yayınlanmıştı.
***
NE garip!
Tam bu satırları yazarken aklıma başka bir şey geldi. O yıllarda, çocuk ıslah evlerinde dolaşıp, "Suçlu Çocuklar" adlı bir inceleme yazmıştım ve bu da Milliyet gazetesinde yayınlanmıştı. 35 yıl sonra aynı gazetenin yazarı olmak çok ilginç.
Neyse!
Radyofonik oyunun yayınlanmasını heyecanla izlememe rağmen, romanı yayınlama cesaretini gösterememiştim. İyi de yapmışım doğrusu.
Çünkü nazara bir yürekli yayıncı çıkıp yayınlasaydı bile - ki sanmıyorum - o özenti romanı bir daha görmek istemeyecektim.
Ancak daha sonra yazdığım romanlarda iyi bölümler vardı sanıyorum.
Stockholm'de yaşadığım yıllarda geceler boyu, sabahlara kadar çalışıp "Düzen Düşkünü Bir Anarşist" adlı bir roman yazmıştım.
Stockholm kışının buz tutmuş göllerinde ve karanlık atmosferinde, politik mülteciler ortamını ve bir cinayeti anlatan roman çok ama çok vaktimi aldı.
Belki inanmayacaksınız ama romanı baştan aşağı üç kez yeniden yazdım.
Şimdi bile üzerinde çalışıyorum.
***
MADEM durum böyle diyeceksiniz, bu yeni romanı niye yayınlıyorsun?
Cevabını bilmiyorum!
Son yıllarda, yazılarımdan da anlaşılacağı gibi Osmanlı tarihi inanılmaz ölçüde ilgimi çekiyor.
Özellikle Naima tarihinin ciltleri arasında kendimi yitirip, sabahın ilk ışıklarına kadar soluk almadan tekrar tekrar okuyorum.
Ne inanılmaz bir tarih...
Ne zengin insan ilişkileri ve ne akıl almaz hikayeler...
Latin Amerika romanının Karayib masalları bile, bizim müthiş geçmişimiz yanında çocuk oyuncağı kalıyor.
Böyle diye diye, bir girdaba dalar gibi romanı yazmaya koyuldum.
Zevk aldığım için yazıyordum. Başka bir amacım yoktu.
Sonra ortaya çıkan romanı, Yaşar Kemal, Thilda, Ülker ve Aylin okudu ve beni yayınlamak konusunda yüreklendirdiler.
Demek istiyorum ki kabahat bende değil!
***
DOSTUM Murat Bardakçı'ya özel bir teşekkür borçluyum. Bir Osmanlı otoritesi olarak, onca işinin gücünün arasında romanı okumak ve bazı noktaları düzeltmek inceliğini gösterdi, sağolsun!
Mahmut Karatoprak'ın desenleri de romana, ilginç bir imge zenginliği kazandırdı.
Eksikliğiyle fazlasıyla "Engereğin Gözündeki Kamaşma" yarın karşınızda.
Bildiğiniz gibi engerek yılanı, bakışıyla karşısındaki canlıyı hipnotize eder ve kıpırdayamaz hale getirir.
Oysa biz engereğin gözünü bile kamaştıracak zengin bir geçmişe sahibiz.
İşte bu roman da geçmişimize gönderme yapan alçakgönüllü bir deneme.
Seveceğinizi ummak istiyorum.
