Kötü giden bir evliliğin en tipik göstergesi, eşlerin sorunlarını konuşamaz oluşudur. Karı koca, evi kaplayan nefret dolu bir sessizliği paylaşır ve anlaşmazlıklarının temel nedenlerini tartışmadan, sadece arada bir fırlattıkları zehirli oklarla, imalarla, yaşayıp giderler. İlişkileri karşılıklı olarak birbirlerini aşağılamaya dönüşmüştür.

Her sabah odama geliyor ve masamın üzerinde konmuş olan gazeteleri gözden geçiriyorum. Çeşitli eğilimlerdeki gazeteleri ve köşe yazarlarını okuyunca, sütunlardan taşan nefretin yoğunluğu beni dehşete düşürüyor. Birçok sütun sahibi artık yazı yazmıyor; resmen kinini, öfkesini nefretini haykırıyor. Politikacıların konuşmalarında da aynı köklü nefret, aynı aşağılama tonu görülmekte. Çoğu cinnet geçirir gibi. Hiç kimseyi sevemiyor, kimseyi övemiyorlar. Yaşamın yumuşak uyumundan, doğa ile insanın köklü beraberliğinden haberleri yok.

İşin kötüsü bu durum yalnız gençlerde değil, yaşlı kuşakta da görülmekte. İnsanların yaşlandıkça olgunlaşması, hoşgörü sınırlarını genişletmesi ve her şeyi biraz daha tebessümle karşılaması beklenirken bizde doğa yasaları tersine işliyor ve yaşlanan yazarlar ve politikacılardaki kin duygusu artıyor. Yüzlerinin sert çizgilerine de damgasını vuran bu öfke seli yüzünden ne kendileri rahat edebiliyor, ne de kimseye rahat veriyorlar.

Kavga eden karı kocalarda görüldüğü gibi, bir arada geçinmeye gönlü olmayan Türk “entel” kesimi, bütün değerler sistemini karşısındakinin değersizliği üzerine kuruyor. Artık bu bir yaşama biçimi. Balık gözüne dönmüş sevgisiz, soğuk ve hilekar bakışlar, bir dostlarının başarısı karşısında duyulan ölüm acısı bu insanları insanlıktan çıkarmış.

Kimse bu durumu, ideolojiyle falan açıklamaya çalışmasın. Birçok örnekte görüldüğü gibi nefretin akılcı nedenleri yok. Çoğu zaman kendi anlayışını taşıyan kişilere de yönelen bu öfke, tamamen kişisel nedenlerden kaynaklanıyor.

Sevinerek görüyorum ki halk böyle değil. En azından halkın çoğunluğu sevgiyi, saygıyı, insan sıcaklığını aydın geçinenlerden çok daha iyi biliyor ve insan gibi yaşıyor. Sokağa çıktığınızda, kalabalığa girdiğinizde gözlerinde sevgi ve neşe parıldayan gençleri, şefkatli yaşlıları, hemen gülümsemeye hazır insanları görüyorsunuz. Bu insan sıcaklığı, konserler, toplantılar gibi duygu boyutunun yüksek olduğu noktalarda daha iyi kavranabiliyor. Değerli aydınlara haksızlık etmiyor, herkesi karalamıyorum ama ne yazık ki bu ülkedeki “entel” takımının çoğu bu halka layık değil. Kendi küçük kıskançlık dünyalarında, kinlerini ve öfkelerini büyüterek yuvarlanıp gidiyorlar.