Türkler’in tarihi bir medcezir hareketidir. “Dörtnala gelip uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” bu memleket, geçmişi boyunca çeşitli büyük kültür dairelerinin çekim alanlarına girmiş ve her seferinde o çekim alanından yana olanlar ve karşı olanlar arasındaki çatışmaların şiddetini ve acısını yaşamıştır. Daha Orta Asya’da “Türk, şara (yani şehire) yaklaşma” öğüdü veriliyordu. “Onlar güzel kumaşlarıyla seni aldatırlar.” Kolayca tahmin edeceğiniz gibi “şar” Çin, güzel kumaşlarsa ünlü Çin ipeklileriydi. Türkler, Çin’e Hatay derler. Orta Asya steplerinde hayvancılık yaparak yaşayan ve at sırtında savaşlara giren sert Türk kavimlerinin, Hatay kültürünün çekim alanına girmesinden korkan yöneticilerin uyarıları yıllar boyu devam etti. Daha sonra “Horasan aydınlanması” sonucu İslamiyet’i kabul eden Türkler, Ahmed-i Yesevi’lerin, Hacı Bektaş’ların etkisiyle, Arap müslümanlığına yepyeni bir içerik ve yaşama biçimi kazandırdılar. “Rumelin fethinde ol gerçek veli Tahta kılıç tutar ol batın eli” dizelerinde anlatıldığı gibi, Osmanlı’nın ilk dönem fetihleri kılıcın soğuk demirinden çok, tahta kılıçlı dervişlerin temiz ve daha insan bir dünya görüşü sunmaları sonucu gerçekleşti. Sultan Orhan’dan başlamak üzere yabancı kadınlarla evlenen Osmanlı sultanları ise, özellikle İstanbul’un alınmasından sonra kendilerini “Doğu Roma İmparatoru” olarak görmeye başladılar. Resmi sıfatları “Diyar-ı Rum” yani Roma imparatoru olmalarını içeriyordu.
Batıya uzanma çabaları yalnız fetih olarak değil, kültür olarak da batıyla ilişkiye girmelerinin sağladı. Karl Marks; “Fatih uluslar, fethettikleri yörelerin kültürüne aşırı derece açıktır.” der. Gerçekten de Osmanlı kültüründe yemekten müziğe uzanan Balkan ve Akdeniz etkileri görmezden gelinmeyecek önemdedir. Müziğimizdeki “sirto”bile “sirtaki” ile özdeştir.
Ne var ki Türkiye’deki her batılılaşma çabası, Arap-Fars kültür dairesinin çekim alanına girmiş olanlardan tepki gördü. Mesela, Kanuni Süleyman hüküm sürdüğü yılların ilk bölümü batılılaşmaya ve modernleşmeye açıktır. O kadar ki Sultanahmet Meydanı’nda , Damat İbrahim Paşa’nın diktirdiği Apollo heykelleri görülür. Hükümranlığının ikinci bölümü ise (özellikle Rüstem Paşa’nın etkisiyle) bu ilk dönemden intikam alan, reaksiyoner bir yönetime dönüşmüştür.
Türk tarihindeki, batı tipi devrim ve arkasından buna tepki olarak ortaya çıkan karşı- devrim gelgitlerini düşündüğümüz zaman Atatürk hareketinin bu yolda ne ilk ne de son örnek olduğu sonucuna varırız. Atatürk hareketi bu halkalardan bir tanesidir. Ve her zaman olduğu gibi şimdi de bu harekete duyulan tepki, yoğunlaşıp Türkiye’yi kaplamaya ve Atatürk devriminin, karşı-devrimini oluşturmaya çabalıyor.
