Yine tozdan dumandan ortalık görünmüyor, bir kamusal alan tartışmasıdır gidiyor. Bu kavrama yeni tanımlar getiriliyormuş. Öyle diyor gazeteler. Peki bu yeni tanımı getirenlere soralım bakalım: Kavramın kökeni nedir, daha önce kimler tarafından kullanılmıştır, dünyada bu konuda hangi yorumlar yapılmıştır, uygulamaları nelerdir? İnanın susar kalırlar. Zaten tek kelime yabancı dil bilmeyen, literatür okumayan insanların bu sorulara vereceği herhangi bir cevap da yoktur. Bir şeyi unutmayalım: Siyasetçi teoriysen değildir. O birikimi ve metot anlayışı yoktur; olmaması da doğaldır. Doğal olmayan şey bizde üç beş satır gazete yazısı okuyan siyasetçinin teorisyenliğe soyunması. Mihail Gorbaçov’la yaptığım uzun konuşmada bazı sorularım üzerine bana “Ben siyasetçiyim, teoriysen değilim!” demişti. Haklıydı. Türkiye’de ise her şey birbirine karıştırılıyor.

Birkaç yıl önce türban tartışmalarının çok kızıştığı bir dönemde Paris’te UNESCO toplantısındaydım. Orada konu tartışılırken “public sphere” ve “privote sphere” kavramlarına bolca yer verildi. Ben de tartışmaları bir çerçeveye oturtmak amacıyla gazetedeki köşemde bu kavramları “kamusal alan” ve “özel alan” olarak Türkçeye çevirdim, yayınladım. Şimdi neredeyse bu iki kavrama değinmeden konuşma yapılamıyor.

Son zamanlarda bu konuyu en güzel yazan; değerli dostum Bekir Coşkun. Büzgülü şortla mahkemeye giden adama hakim soruyor: “Bu ne ulan?” O da diyor ki: “Kamusal alan!” Gerçekten de iş, bu mizah yazısında anlatılan boyuta geldi. Kamusal alan, herkesin kendi atını istediği gibi koşturacağı bir “at meydanı” olarak düşünülüyor. Ve siyasetçiyle teorisyenin, gazeteciyle bilim adamının harman olduğu bir çorba düzeninde herkes birbirine kamusal alan çalımı atıyor. Olan, siyaset uğruna başı bağlatılıp sokağa sürülen ve yaz güneşi altında zırıl zırıl terleyen zavallı kızlara oluyor. Erkekler ise rahat! Tiril tiril gömlek de giyiyorlar, mayo da! Erkeklere Versace modası, kadınlara tesettür! Erkekler İtalyan, Kadınlar Suudi! Böyle çifte standart olmaz. Eğer bir gün bu hareketin erkekleri de aba, lata ve sankla gezmeye başlarsa, en azından “özel alan” da böyle yaparlarsa samimiyetlerine inanacağım. Yoksa bu iş, siyasi bir iki yüzlülük halinde devam edip gidecek.