Perşembe günü Meclis’te neşeli bir öğle yemeği yedik. Sevgili dostum Fikret Ünlü, Everest’e çıkarak dünyayı hayran bırakan ekibi yemeğe davet etmişti. Benim de katılmamı istedi.İyi ki de öyle yapmış:Gençlerin anılarını dinledik, tırmanış sırasında karşılaştıkları güçlükleri öğrendik.Zaman zaman cesaretlerini yitirmişler, hayal kırıklıkları yaşamışlar, fırtınalara göğüs germişler, sağlık sorunları yaşamışlar; bir ara vazgeçip geri dönenler olmuş ama sonunda kızlı erkekli ekibin tümü zirveye ulaşmış ve müthiş bir başarıya imza atmış.Onları dinlerken bir yandan da düşündüm: Siyasette gençler yok diye yakınırken tam olarak söylemek istediğimi işte bu gençler somut hale getiriyor.Yaşını başını almış, hayat yorgunu kaç kişi böyle bir şeyi göze alabilir?Kaç orta yaşlı ya da yaşlı, Everest’e ekip olarak tırmanmak gibi bir hayali, yüreğinde yanan bir ihtiras alevine dönüştürebilir?Bazı işler var ki gençliğin enerjisini, masumiyetini, hayal gücünü ve cesaretini gerektirir.Siyaset de bu alanlardan biri.”Böyle gelmiş böyle gider!”, “Bu memleket böyledir!”, “Düzeltmek sana mı kaldı?” diye düşünenlerin siyaseti, olsa olsa bugünkü manzarayı ortaya çıkarır.Daha ötesine geçemez.Bu yorgunluğun en büyük sonucu “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” sözüdür.Hiçbir genç yukarıdaki sözleri söylemez.
Türkiye’de nüfusun yüzde 73,5’i 39 yaşın altında.Yüzde 15’i 50 yaşın üstünde.Yüzde 8’i 60 yaşın üstünde.70 yaşın üstündekilerin oranı ise sadece yüzde 3.Bir bu oranlara bakın bir de siyaset alarma.Nüfusun yaşlanan azınlığı, Türkiye siyasetinin çoğunluğunu oluşturuyor, gücü elinde tutuyor.
Acaba bu durumun sorumlusu gençler mi, yaşlılar mı?Türkiye siyaseti, genç siyasetçiler ve liderler yetişmediği için mi yaşlanıyor yoksa yaşı ilerlemişlerin, gücü elinden bırakmama hırsı yüzünden mi?Bence bu varsayımların ikisi de doğru.Çünkü Türkiye’nin siyasal ve toplumsal düzenine ağır darbeler indiren 12 Eylül rejimi gençliği siyasetten uzaklaştırdı.Yeni siyasi liderler yetiştirmesi beklenen öğrenci derneklerini, sivil toplum kuruluşlarını, fikir kulüplerini paramparça etti.Ülke sorunları üzerine düşünen gençlerin hayatı karartıldığı için aileler çocuklarını “Aman siyasetle ilgilenme! İşine bak!”diyerek yetiştirdi.Partiler de gençlik kollarıyla beslenen ve nitelikli gençlerin kendilerini gösterecekleri bir siyaset okulu oluşturmadı.Sonunda buralara kadar geldik.
Yaşı ilerleyen kişilerin gittikçe ihtirastan arınmaları, bilgeleşmeleri, olgunlaşmaları gerekir.Oysa biz 80 yaşını aşmış liderlerden çare bekleyen, 70’ine gelmiş hırs küplerinin genç ve dinamik başkan sayıldığı bir siyaset ortamını yaşıyoruz.Dolayısıyla inançsızlık, kuşku, masumiyet yitimi, kişisel hesap ve kurnazlığın egemen olduğu bir kurtlar sofrasını.Dağlan devirecek cesareti yüreğinde bulan, dayanışmayı, paylaşmayı, ağız dolusu gülmeyi bilen gençlik ise siyaset dışında.Ben bu işin çok önemli olduğunu düşünüyorum.Ama aynı zamanda biliyorum ki bu saptama da diğer birçok yaşamsal konu gibi sessizlik kuyusuna atılmış birer fiske olarak kalacak.Ben yine de üzerime düşeni yapayım ve bu vesileyle Everest’in zirvesine bayrak diken gençlerimizin isimlerini teker teker anmış olayım:Bora Maviş, Burçak Özoğlu Poçan, Eylem Elif Maviş, Hakan Kocakulak, Haldun Ülkeni i, Meltem Çolak Özmine, Mustafa Cihan, Serhan Poçan, Serkan Girgin, Soner Büyükatalay ve Suna Yılmaz.Hepsini candan kutluyorum.
