Her şeye bu kadar yanlış bakmak zorunda mıyız? Her gelişmeyi bu kadar ters yorumlamak kaderimiz mi? Niye üzerinde bilgi sahibi olmadığımız konularda bu kadar çabuk dolduruşa geliyoruz? Niye olgunluktan bu kadar uzağız? Niye televizyonda duyduğumuz her söz üzerine köpürüyoruz? Bu halk bu kadar mı saf, bu kadar mı kandırılmaya müsait, bu kadar mı panik içinde?
Geçenlerde Kostas Simitis “Enosis” dedi diye bir fırtına koptu; daha kimse meselenin aslını anlamadan avazımız gökyüzünü tuttu. Yine palamut sürüsü gibi bir tarafa akıverdik. Oysa olgun bir biçimde düşünüp demeliydik ki: “Durun hele, işin aslını bir anlayalım. Simitis çok ihtiyatlı bir politikacı. Ayrıca enosis de birlik anlamına gelen bir kelime ve gündelik dilde sıkça kullanılıyor. Avrupa Birliği’nin Yunancadaki adı da Evropeiki Enosis. Acaba bunu kastetmiş olmasın?” Ama ne yazık ki “öfke baldan tatlıdır” mantığına göre hop oturan hop kalkan ve en ufak bir titreşim üzerine palamut sürüsü gibi bir tarafa akıveren toplumda böyle sağduyulu, sakin sesler duyulmuyor pek. Her seferinde öfkeyle kalkıp zararla oturuyoruz; bu da ayrı!
Şimdi de Ermeni besteci Gomidas meselesi var gündemde. Vay efendim, Fransa’da bu adamın nasıl heykeli dikilirmiş, bu ne hakaretmiş. Önce şunu bilelim: Gomidas bir Osmanlı büyüğüdür. Bu toprağın yetiştirdiği isimlerden birisi; Osmanlı kültür sentezini oluşturan önemli bir müzik adamı. (Daha önceki yıllarda birkaç kez bu üstattan söz etmiştim.) Şunu unutmayalım ki; Ermeni kökenli Osmanlı yurttaşları, bu ülkenin en güzel bestelerine imza attılar, büyükelçilik yaparak ülkeyi temsil ettiler, önemli devlet görevlerinde bulundular, milletvekilli olarak Meclis-i Mebusan’da yer aldılar. Yaşanmış acı olaylar, bu gerçeği gözden saklamaya yetmez. Aslında Gomidas heykelinin dikilmesi, bizi sevindirmesi gereken bir olaydır. Eğer heykelin kaidesinde yazılı olanlar yanlışsa ve sizi rahatsız ediyorsa, bu cümlelere karşı çıkarsınız, Gomidas heykelinin dikilmesine değil. Belki bazıları şöyle düşünebilir: “Bu heykeli oraya dikenlerin amacı, bir kültür insanını anmak değil; soykırım iddiasını canlı tutmak.” Elbette böyle! Kimse bu amacı görmeyecek kadar saf değil. Ama karşılık verirken akıllı davranmalı ve hazırlanan tuzaklara düşmemeliyiz. Bugüne kadar ne yazık ki hep bunu yaptık ve “Türkler ırkçıdır!” diyenleri haklı çıkardık. Oysa Osmanlı sistemi, ırkçılığa dayanmıyordu.
Eğer Gomidas’a biz sahip çıkmayı bilseydik, bunu politik bir mücadele aracı olarak kullananların ezberi şaşacaktı. Ama biz hiç kimseyi şaşırtmayı başaramıyoruz ne yazık ki! Tam bekledikleri tepkiyi veriyoruz. Asarım, keserim, Rum’u tepelerim, Ermeni’yi mahvederim, Kürt’ü pişman ederim, Avrupa’ya haddini bildiririm, “Şaşırma, sabrımızı taşırma!” dolduruşlarıyla birbirimizi avutup duruyoruz. Yıllardır uygulanan bu politikanın sonuçları ise ortada. Nereden nereye geldiğimizi bir düşünün. Yirmi beş yıl önceki Yunanistan’la Türkiye’yi kıyaslayın, bir de bugüne bakın. Hem beceremiyorsunuz, hem de aklı erenleri dinlemiyorsunuz. Çünkü kendinizi milliyetçi olarak görüyor, farklı fikir öne süren herkesi suçluyorsunuz. Onların sizden daha çok yurtsever olabilecekleri aklınıza gelmiyor. Ve olan ne yazık ki Türkiye’ye oluyor.
