Mülkiyeliler Birliği, toplumun kuşatma altında olduğunu vurgulayan bir bildiri yayınladı.Almanya’da 1933’te faşizmin yolunun da bir tüzük değişikliğiyle açıldığını belirten bildiri toplumun “siyasal İslam”a göre yeniden biçimlendirilmesine karşı çıkıyor.Böylece yüksek yargı kurumlarından sonra Mülkiyeliler Birliği de sisteme ilişkin kaygılarını kayda geçirmiş oluyor.Bu kayıtlar gündelik gelişmelermiş gibi durur ama gün gelir en önemli belgeler arasında yer alırlar.AKP hükümeti bu “kayda geçirmeleri” iyi okumalı diye düşünüyorum.Çünkü Türkiye’de birçok olağanüstü gelişim, böyle başlar.AKP yönetiminin bütün değişme mesajlarına rağmen, toplumu siyasal islam yönünde yeniden yapılandırma amacından bir saniye bile vazgeçmediğini çok iyi biliyorum.Bu konuda en başından beri en ufak bir kuşkum olmadı, bir saniye bile “acaba?” diye sormadım kendi kendime.Çünkü AKP iktidarı, Amerika tarafından Türkiye’ye biçilmiş olan “müttefik İslam ülkesi” amacını gerçekleştirmek misyonunu yürütüyor.Bush’un, Rumsfeld’in ve Rice’ın stratejisi çerçevesinde yürüyor.Amerikalılar da bunu saklamıyor zaten. Sık sık söylüyorlar.Şu anda arzu edilen şey; Mustafa Kemal devrimlerinin ortadan kaldırılması ve Türkiye’nin, Amerikan politikaları doğrultusunda bir islam ülkesine dönüştürülmesi.Soros bile gelip “laiklik ilkesinin” değiştirilmesi gerektiğini söylemedi mi? Dış dinamikler böyle, içeride ise bambaşka bir düdük çalınıyor.Amerikan güdümündeki siyasal Islami yönetime geçiş stratejileri, “demokrasi ve modernleşme” adı altında, bir sürü aydın desteğinde yürütülüyor.Bunu da yazıları ve tutumlarından anlıyor ve görüyoruz.

Böyle bir ortamda Mülkiyeliler Birliği’nin yayınladığı bildiri geç bile kalmış sayılabilir.Ama benim ilgimi en çok bildirinin son bölümü çekti:”Ülkenin aydınlık yarınlarına inanan tüm demokrasi güçlerini iş ve güçbirliği yapmaya, demokrasinin geliştirilmesi ve özgürlükler alanının genişletilmesi konusunda yalnızca duyarlı olmaya değil, mücadele etmeye çağırıyoruz.İşte işin bam teli burada.Türkiye’de siyasal İslam’ın güçlenmesinin, önce belediyeleri, sonra da iktidarı ele geçirmesinin en önemli nedeni bu satırlarda gizli.”Aydınlık güçler” adına layık olduğu düşünülen kişi ve kurumlar birbirlerinin o kadar gözünü oyuyorlar ki hiçbir dönemde bir araya gelemiyorlar.Geçtiğimiz yılları; Ecevit’leri, Baykal’ları ve diğerlerini düşünün, aydın kavgalarını hatırlayın, bana hak vereceksiniz.Türkiye’de aydın aydını, solcu solcuyu, laik laiki sevmediği için bu hareketler, birliğini sağlayabilen ve kişisel çelişkilerini arka plana atabilen hareketler karşısında durmadan geriliyor.Yakın dönemde düzelme umudu da görmüyorum açıkçası.Laikler el ele tutuşup ayağa kalkamıyorlar ki mücadele etsinler.