Bir süredir yurt dışındaydım. Döndüm ve Kızıltepe felâketi tokat gibi çarptı yüzüme. Türkiye el birliğiyle kendisini AB’ye kabul ettirmeye çalışırken Kızıltepe’de bir babayla çocuğunu yere yatırıp kurşuna dizmişler. 12 yaşındaki çocuğun sırtında atış talimi yapar gibi sıralı, düzgün ve bir çizgi oluşturacak biçimde kurşunlar bulunmuş. Ahmed Arifin dizesiyle. “Canım alırlar ecelsiz!” Ya da Ülkü Tamer’in Memik Oğlan dizeleriyle “Kurşun gelmiş kaşlarımın üstüne / Alın yazım okur gibi saplanmış”. Çocuk Felluce’de ölseydi “Amerikan vahşeti” denilecekti. Peki şimdi bu ne vahşeti? Camide sivillerin kurşuna dizilmesinden daha da vahim bir durum değil mi bu? Ve bence en can alıcı soru: Yurttaşları sorgusuz sualsiz öldürenler, bu cesareti nereden alıyor? Onlara emir mi veriliyor? Ya da “Nasıl olsa vatandaşın hesabını kimse sormaz!” diye mi düşünüyorlar? Bu memlekette on binin üzerinde faili meçhul cinayet işlendi. İnsanlar işkenceden, acıdan, zulümden ve cinayetten çılgına döndü. Ve dünyanın her köşesinde, tarihin her döneminde görüldüğü gibi şiddet şiddeti doğurdu. On binlerce insan öldü. Sonra da kimse dönüp sebeplere bakmadı, herkes sonuçlar üzerinde konuştu. Şimdi yalnız Güneydoğu halkı değil, basın, inceleme yapan milletvekilleri, kısacası bütün ülke bu işin hesabının sorulmasını istiyor. Zamana bırakarak geçiştirilecek, komisyona havale edilecek, sonu gelmez müfettiş incelemelerine bırakılacak bir iş değil bu. Türkiye bir sınavdan geçiyor. Bu devlet yurttaşlarının canını korumak için mi var, yoksa onları keyfi biçimde öldürmek için mi? Eğer biz bu sınavdan yüzümüzün akıyla çıkamazsak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden yüz kızartıcı bir cezayı beklememiz gerekiyor. Aynen bundan öncekiler gibi. Bizim kafamızdaki ve gönlümüzdeki Türkiye’ye, çocuklarını, yurttaşlarını öldüren, onlara işkence yapan; köylülerine dışkı yediren, evlerini başına yıkan, köylerini ve ormanlarını yakan; kızlara tecavüz edilen bir uygulama yakışmıyor. Ama ne yaparsınız ki bütün bu suçlardan defalarca mahkûm olduk. Bu zulmü uygulayanlar yalnız kurbanlarına değil, hepimize kötülük yapıyorlar. Bunlar devam ettiği sürece siz istediğiniz kadar Avrupa Parlamentosu’na gidip “Biz uygarız!” deyin. Kimse inanmaz.