Avrupa Türkiye’yi tartışmaya devam ettiği sürece, yabancı gazeteci akını dinmeyecek galiba. AB ülkelerinin neredeyse bütün gazete ve televizyonları Türkiye’de. Bizi anlamaya, tanımaya ve kendi kamuoylarına aktarmaya çalışıyorlar. Bu iş, zor oluyor elbette. Çünkü hepimizin bildiği gibi Batı insanının kafası Türkiye’ye ilişkin önyargılarla ve klişelerle dolu. Geldikleri zaman gördükleri manzara kendi önyargılanna uymayınca şaşınyorlar ve buradan kafalarındaki soru işaretleri artmış olarak ayrılıyorlar. Hiçbir yabancı gazetecinin Türkiye uzmanı olmasını beklemeye hakkımız yok ama çoğu biraz fazla bilgisiz gibi geliyor bana. Oysa bu çağda herhangi bir konuya ilişkin bilgi edinmek o kadar kolay ki! Oturursun internetin başına, yarım saatte Türkiye’nin genel bir manzarasını çıkarırsın. Ama bu iş için istekli olmak gerekir. Oysa Avrupalıların çoğunda Türkiye’ye ilişkin “gönüllü bir bilgisizlik” söz konusu. Yalnız gazeteciler değil, politikacılar da böyle. Batı dillerindeki “ignore” kelimesi, “gönüllü bir cehalet” anlam yükünü de taşıyor bence. Görmezden gelmek, tanımak istememek gibi bir anlam .Yoksa bu iletişim çağında, televizyonlar dünyanın bir ucundan öteki ucuna milyonlarca görüntü aktarırken, internet gibi bir bilgi deryası varken, hâlâ bilgisiz kalmak mümkün değil. Peki Batı bunu niye yapıyor? Niçin hâlâ gelip “Kendinizi tanıtmıyorsunuz. Biraz daha çaba gösterin” diyorlar. İletişim olanaklarından yararlanarak Türkiye’yi kolayca tanımaları mümkünken, niye çocukluk dönemlerinde anlatılan yeniçeri masallarını hatırlıyorlar? Demek ki işlerine öyle geliyor. Genel politika bunu emrediyor. Yoksa İstanbul’a gelip Boğaz’ın ve kentin tadını çıkaran gazetecilerin çoğu, ertesi sabah hamal ve çarşaflı kadın bulup fotoğrafını çekmek için varoşları boylamazdı. Sizi bilmem ama ben bu “gönüllü cehalet’le uğraşmaktan bıktım biraz.

Not: Her genelleme gibi, Batılı gazeteci ve politikacıların tamamını suçlamak da yanlış elbette. İçlerinde nice iyi niyetli, bilgili dost var. Sözüm onlara değil, ötekilere.