Como Gölü kıyısındaki Villa La Colina’da yaptığımız üç günlük toplantıda bol miktarda filmci bulunduğunu söylemiştim. Filmcilerin en çok yaptığı iş, birbirlerine çalışmalarını ve projelerini aktarmaktır.La Colina’da da bu kural bozulmadı ve İtalyan şaraplarının renklendirdiği akşam yemeklerinde bol bol proje konuşuldu.Ben de bunlardan bir iki ilginç bilgiyi sizlere aktarayım dedim.Polonyalı yönetmen Kristof Zanussi, Papa üstüne bir belgesel yapmış. Hem Katolik, hem de Papa’nın yurttaşı olmak Zanussi’ye “resmi Vatikan filmcisi sıfatı kazandırmış. Bunu biraz yadırgadığımı itiraf etmeliyim. Kendi filmleri ve Kieslowski filmlerine yaptığı katkılar onu daha saygın kılıyordu.La Colina’da, Saraybosnalı bir yönetmen dostu görmek beni çok memnun etti. Yönetmen Ademir Kenoviç’in Kuduz’u ve benim Sis filmim, aynı yıl Avrupa Film Ödülleri elemesini geçmiş ve finale kalmıştı.Ademir büyük bir film çekimini yeni bitirmiş. “Gizli Geçit” adını taşıyan ve İngilizce olarak çekilen film 16. yüzyılda İspanya’dan göç etmek zorunda kalan bir Sefarad ailesinin İstanbul’a gelme mücadelesini anlatıyor. Aile Venedik ve Antwerp’e gidiyor. Filmde İstanbul’a gelişleri yer almıyor.35 milyon dolarlık büyük bir bütçeyle çekilmiş bu film. O günkü Venedik’i canlandırabilmek için Belçika’da yepyeni bir Venedik şehri inşa etmişler. Sanıyorum çok ilginç bir film; yakında görürüz.Ademir Kenoviç Bosna’da iki genç yönetmenin filmine prodüktörlük yapmış. Bunlardan birinde bir Türk şarkıcının parçalarına yer verdiklerini söyledi. Filmde Candan Erçetin’in parçalan duyulacakmış.Danimarka’lı yönetmen Lars Von Trier’in yapımcısı Vibeke de bizimle birlikteydi. Trier son zamanların en soluklu Avrupa yönetmeni bence. Şarkıcı Björk’ü başrolde oynattığı “Karanlıktaki Dansçı” filmi seyirciler üzerinde sarsıcı bir etki yaratmıştı. Daha önceki “Dalgaları Aşmak” ise daha şimdiden bir klasik oldu. Son filmi “Dogville” Cannes Film Festivali’nde eleştirmenleri çok heyecanlandırmıştı ama hiçbir ödül almadı.Nicole Kidman’ın başrol oynadığı bu filmden neredeyse hiç söz edilmedi. Oysa çok çarpıcı bir film olduğu söyleniyordu.Vibeke, Fransız jüri başkanının filmden ve Trier’den nefret ettiğini, bu yüzden hiçbir ödül verilmediğini söylüyor.Bize uzun uzun Björk’le yaşadıkları çekim güçlüklerini anlattı. İzlandalı şarkıcı, profesyonel bir film oyuncusu olmadığı için ekibe kök söktürmüş. Kendisini iyi hissetmediği için çekimi bir iki ay erteleme gibi saçma isteklerden tutun da filmin devamlılığı için giymesi şart olan bir bluzu, şişman gösterdiği gerekçesiyle yırtıp atmasına kadar bin bir saçmalıkla filmi tehlikeye düşürmüş. Vibeke, bu güçlükleri hayatının sonuna kadar unutamayacağını söylüyor.Buna karşılık Nicole Kidman’la çok rahat ve uyumlu çalışmışlar.Trier’in son iki filmi Amerika’da geçiyor. Buna karşılık yönetmenin Amerika’ya hiç gitmediği söyleniyor. Vibeke’ye bunun doğru olup olmadığını sordum. Doğru olduğunu söyledi.Lars Von Trier seyahat etmekten çok çekinir, uçağa ise hiç binmezmiş. Cannes Film Festivali’ne gittiğinde arabasına taktığı bir karavanla seyahat etmiş ve Cannes’da bu karavanda uyumuş.İlginç insanlar çıkıyor şu İskandinavya’dan.Yine de Trier’in filmleri Amerika’yı anlatmaktan çok, kendi iç dünyasını yansıtıyor.Bu yüzden Amerika’ya gitmemiş oluşunu çok da önemsememeli.Filmciler hoş insanlar doğrusu. Kendi alemlerinde yaşıyorlar.
