BİR fotoğraf...
Küçük bir salonda, elips yemek masasında oturan insanlar objektife gülümsüyor. Bazıları ters oturduğu için, başlarını arkaya döndürüp, kameraya çevirmişler. Masanın başında oturan kişi Abidin Dino. Daha kimler var? Güzin Dino, Münevver Andaç, Ülker, Aylin. Fotoğrafı çeken benim; burası da bizim Paris'teki küçük ev. Yıl 1983.
***
FOTOĞRAFTAKİ iki kişi yaşamıyor artık. Abidin Dino, Aşiyan Mezarlığı'nda yatmakta. Münevver Andaç ise dün Fransa'daki bir krematoryumda yakıldı.
***
ELİNDEN düşürmediği sigaranın kalınlaştırdığı meydan okuyan bir ses, keskin hatları olan güzel bir yüz, r harflerini gırtlaktan çıkararak konuşulan çok güzel bir Fransızca...
İşte Münevver Andaç.
Nazım Hikmet'in "yedi tepeli şehrinde bıraktığı gonca gül"ü.
Şiirlerinde, yumuşacık gülüşünü anlattığı genç kız.
80'li yılların Paris'inde yumuşacık gülmüyor Münevver Hanım. Çünkü hayatın darbeleri onu da acılaştırmış.
***
VE o akşam yemeğinde anlattığı bir hatıra:
Münevver Hanım'ın çocukluğu ve genç kızlığı, aile büyükleri Ali Fuat Paşa'nın Kuzguncuk'taki yalısında geçiyor. Yalıda, artık çok yaşlanmış ve pantuflularını sürüyerek dolaşan bir dadı var. Dadı, Ali Fuat'ın genç bir subayken, arkadaşlarıyla ve bu arada can dostu Mustafa Kemal'le yalının bahçesinde oturup, Türkçeyi Latin harfleriyle yazma denemeleri yaptıklarını anlatıyor. Genç Mustafa Kemal hiç gözünün önünden silinmiyor. Çünkü bu sarışın çocuk, arada bir karşı kıyıdaki Padişah sarayını gösterip; "Bak dadı!" demekte, "İlerde ben burayı müze yapacağım." Tövbeler yarabbi! Ne küstahlık, ne küstahlık! Dadı azametli Osmanlı sultanına saygısızlık eden bu genci "Hadi oradan zevzek!" diye azarlamakla meşgul.
Aradan yıllar geçiyor. Münevver Hanım, yaşlı dadıyı "Vallahi yaptı, vallahi yaptı!" diye söylenirken hatırlıyor. Kadıncağızın ömrü bu sözlerle sona ermiş.
***
ŞİMDİ bu hikayeyi anlatan ses de yok artık. Bir kuşak tarih oluyor. Geride kalan ise bölük pörçük anılar ve fotoğraflar.
