PARİS
Görmeyeli Paris'te büyük değişiklikler olmuş.
Şehrin her yeri kazılıyor. Bulvarlarda 10 tonluk, 20 tonluk kamyonlar gidip gelmekte.
Eskiden şık insanların huzur içinde dolaştığı caddeler ve kaldırımlara uzanmış kahveler birer şantiyeye dönmüş. Gece otomobil kullananların bir çukura düşmeden evlerine dönebilmeleri mucize.
Paris'te kadınlara da bir haller olmuş. Lokantalar, kahveler ağzına kadar erkek dolu. Kadınlar nerelere saklanmış bilinmez.
Kadınsız bir şehir olmuş Paris.
Marsilya bölgesinden göç eden köylüler birer balta kaptıkları gibi Boulogne ormanlanına girişmişler.
O güzelim kestane ağaçları birer birer indirilmiş.
Şimdi hepsinin yerinde köylülerin birkaç günde diktiği kaçak konutlar var. Bu eğri büğrü konutlar kış aylarında balçık çamura batıyor.
Altyapı olmadığı için, evlerin arasındaki sokak halini almış boşluklar lağıma dönmüş.
Bu pis lağımlarda, o bölgenin çocuklan oynuyor.
Aynca alt ve ust geçitler de yapılmadığı için bu çocuklardan bir kısmı, mıcır taşıyan 10 tonluk kamyonların tekerlekleri altında can veriyor her yıl.
***
Eskiden 1 Amerikan Dolan 5-6 Frank ederdi.
Şimdi durum değişmiş. 1 Amerikan Doları karşılığında 8 bin Frank alıyorsunuz.
Onbinlerce Fransız yabancı ülkelerde işçi olarak çalışmak istediği için, bütün ülkeler Fransa'ya vize koymuş.
Şehrin merkezindeki Zafer Anıtı'nın önüne De Gaulle resmi asmışlar. Altında "De Gaulle 100 yaşında" yazıyor.
İlkokul çocukları her sabah, "Fransızım, doğruyum, çalışkanımı" söyledikten sonra, "Generalim çok yaşa!" diye bağırıyorlar.
Gazeteler tutuklu şairin duruşmasını duyuruyor.
"Fransız devletinin manevi şahsiyetini tahkir" suçundan yargılanıyor şair.
Bütün bunlar olurken politikacılar bambaşka şeylerle uğraşıyorlar.
Hükümet, Cumhurbaşkanı Mitterrandı tanımıyor ve onu indirmeye çalışıyor.
Cumhurbaşkanı da, bu çabaları alaya alıyor ve "onu öyle demezler..." diye başlayan veciz cevaplar veriyor.
Fransız radyo televizyonlarına çıkan irili ufaklı butun politikacılar soze şöyle başlıyorlar: "Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Fransa Cumhuriyeti'ni bölmeye kimsenin gücü yetmez."
Günde en az elli kez bu sözleri duyuyorsunuz.
Sonra birden St. Germain Caddesi trafiğe kapatılıyor. Polis arabannın sirenleri duyuluyor. Ve yarım saat ses çıkarmadan bekleyen Fransızların şaşkın bakışları arasında Paris valisi geçiyor.
Tam "bu Fransızlara ne olmuş böyle?" diye düşünürken uyanıyorsunuz.
Derin bir "oh!" çekemiyorsunuz.
Çünkü aklınıza başka şeyler geliyor.
