Bertrand Russel; “Gerçeği yazmalı!” der “Ama hangi gerçeği? Yağmurun yağdığı da bir gerçek, masanın dört ayak üstünde durduğu da!” Bu doğru mantıktan çıkan sonuç, “seçme”nin, gerçekten önemli olduğudur. Hangi gerçeği yazacağınızı seçmek, yaşama karşı tutumunuzu belirler. Hele günümüzün medya ve tanıtım imparatorluklarında, her gün beynimizin üzerinden milyonlarca sözcük, yüzlerce sayfa yazı ve milyonlarca imge geçiyor. Bir ömür boyu, önümüzde dikilip duran dağı, ya da uzanıp giden ovayı izlemiyoruz artık.

Türkiye üzerine yazarken Akdeniz’deki tatil köylerinin dünyanın en güzel tatil köyleri olduğu gerçeğini yazmak zorundasınız. Marmaris marinasının, Avrupa’nın en gelişmiş marinası olduğunu yazmanız gerektiği gibi… Bunlan belirtmeyen bir değerlendirme, yanlış ve taraflı olur. Türkiye’nin her geçen gün taşra kapanıklığını biraz daha kırdığı, dünya ticaret ölçülerine yaklaştığı ve dünyayla rekabet etmek üzere gümrük birliğine hazırlandığı da bir gerçek. Ne var ki işin sadece bu yönünü yazdığınız zaman, gerçeği saklamış oluyorsunuz. Çünkü aynı Türkiye, Wall Street Journal’de yayınlanan bir haritada, özgürlükler bakımından Pakistan’la aynı kefeye konuluyor. Yalçın Doğan’ı belirttiğine göre, Türkiye ve Pakistan için askeri etkinin artması, demokratik yolla seçilen siyasi iktidarları askeri etkiyle sınırlanması, demokraside bir gerileme” olarak tanımlanıyor. İşte Türkiye’nin gerçek yüzü bu iki olgunun bir arada görülmesi durumunda ortaya çıkıyor.

Ekonomisini ve tüketimini Batı ülkeleri düzeyine getirmek için çırpınan ama hukuk, kültür gibi üst yapı kurumlarını Ortaçağ düzeyinde tutmaya çalışan bir ülkenin raşitik kimliği, olanca trajikliği içinde beliriveriyor. Başbakan, Eskişehir’de halka bağınıyor. “Batı’ya insan hakları dersi verdiilik!” Halk çılgınca alkışlıyor. Kimse de kalkıp “Ne dersi verdiniz?” diye sormuyor. “Genelkurmay Başkanının emriyle iki gazeteciyi hapse atarak mi Batı’ya insan hakları dersi verdiniz?” “Bakın sizin gazetecileriniz ortada dolaşarak insan haklarını ihlal ediyor! Biz ne güzel içeri atıyoruz mu demek istediniz?”

Gelişmiş Batı ülkelerinde de Genelkurmay Başkanlan bazı televizyon yayınlarıma ve yazılara sinirlenebilir. Ne var ki her sinirlendiği gazeteciyi tutuklattırmaya gücü yetmez. Oysa denklem basittir. Bilgi ve kültür olarak gelişememiş toplumlarda, kuvvet her şeyin önündedir. Pakistan ordusunun kendi ülkesindeki etkisinin, Amerikan ordusunun iç siyasetteki etkisinden çok daha fazla oluşu bu durumu açıklamıyor mu zaten?