Bizim gençliğimizde Türkiye çok eleştirilirdi. “Biz bize benzeriz!” ve “Bu memleket adam olmaz!” önyargıları, giydiğimiz siyah ve gri kazaklar gibi ruhumuzu karartırdı. Son yıllarda bu durum değişti. Ama bu kez de ibre temelsiz övgüden, eleştiri nefretinden yana kaydı. Yani birçok işte olduğu gibi burada da dengeyi tutturamadık; bir aşırılıktan başka bir aşırılığa sürüklendik. Bu memleketin mayasında aşırılık eğilimi var galiba. Makul ve ılımlı ölçüler hiç kimseye yetmiyor. Türkiye’yi eleştirmenin neredeyse yasaklandığı yazı-çizi ortamımızda, her gün “durumu iyi gösterme” telaşı seziliyor. Bütün dünya Türkiye’ye hayran, ekonomimiz tıkırında, yabancılar “Türk mucizesi”ni nasıl başardığımızı merak ediyorlar; liderlerimiz dünyanın en büyüğü; kısacası Türkiye denilen ülke, halkıyla, kadını erkeği, genci yaşlısıyla mutlu bir ülke. Tam kendimizi bu rüyaya kaptırmış giderken bir de bakıyoruz ki dünya bizi en riskli dört ülke arasına sokuvermiş. Yaşam standardı istatistiklerinde durmadan geri gidiyoruz. Halkın büyük bölümü, açlıktan, yoksulluktan, kapalı yollardan, eğitim ve sağlık hizmetleri yoksunluğundan kınlmakta. Türkiye’nin birçok alanda gelişme gösterdiği doğru. Bazı şirketler ihracat rekorları kırıyor, turizm gelişiyor ama bu durum, gerçeğin sadece bir bölümü. Öteki bölümünde ise yolsuzluk, açlık ve sefalet var. Türkiye’nin morale ihtiyacı olduğunu, umutsuzluğa kapılmamamız gerektiğini hepimiz biliyoruz; benim buna bir itirazım yok. Yeter ki ölçüyü elden kaçırmayalım. Çünkü zaman zaman kantarın topuzunu iyice kaçırıyoruz, kendimizi dev aynasında görmeye başlıyoruz ve arkasından gelen bir ekonomik ya da siyasi kriz bizi güm diye yere seriveriyor. Para kazanan birkaç milyon kişinin yüksek yaşam standardını ve eğlence dünyasını, Türkiye’nin tamamı gibi sunmaya kalkmak ve “Bakın biz ne muazzam bir ülkeyiz!” diye haykırmak akıl kân değil. Sadece ateşi düşürmekle uğraşmak ve ateşi yaratan hastalığı görmezden gelmek, o hastaya iyilik yapmak anlamına gelmez. Gerçeklerle, moral pompalama arasında denge kurmak bu kadar mı zor?
