Sizlerden bir hafta izin istiyorum. Çünkü New York’a gitmem gerekiyor. Orada çok dolu bir hafta geçireceğim için yazı göndermem epey zor; saat farkını da hesaba katarsanız karışık bir iş. Bu yüzden bu köşeyi bir hafta boş bırakacağım. Yalnız giderayak aklıma takılan bir iki düşünceyi sizlerle paylaşmak istedim. Yazarların birbiri hakkında bu kadar çok yazı yazdığı başka bir ülke var mıdır acaba? Mesela New York Times’in bir yazarı ile Washington Post’un bir yazarı arasında aylarca süren bir polemik olabilir mi? Ya da iki Alman gazetesinin yazarları arasında…Ne dersiniz? Ben hiç ihtimal vermiyorum. Şimdiye kadar böyle bir örneğe rastlamadım. Peki o zaman bizdeki yazar atışmaları niye bu kadar yoğun? Bugünün polemiklerini kastetmiyorum; basın tarihimiz yıllarca süren ünlü atışmalarla dolu. Acaba bunun nedeni, biz Türklerin huy itibariyle kavgacı bir halk olmamız mıdır? Yoksa her gün yazı yazmak zorunda kalan insanların, zaman zaman içine düştükleri sıkıntı ve boşluk duygusu mudur?
Bir başka gözlemimi de paylaşayım sizlerle:Bizim iç hesaplaşmamız az, dış hesaplaşmamız ise gereğinden fazla gibime geliyor. İç değerlerimize göre kendimizi sorgulamıyoruz. Daha doğrusu içimiz biraz boş. Dışarıya göre var oluyoruz. Başkalarının bize biçtiği değer, kendi gözümüzdeki değerlendirmeden daha önemli. Yani varlığımızı, dışarıdan nasıl algılandığımız sorusu üzerine kuruyoruz, ne olduğumuz sorusu üzerine değil. “İtibar” meselesi bu yüzden çok öne çıkıyor. Hangi ülkede berber veya kebapçı açılışına bu kadar çok sayıda dev çelenk yollanır? Başkalarına göre var olmamızın nedeni, “af dileyerek bağışlanma” akidesine sahip olmayışımız mıdır acaba? Kimsenin görmediği suç, suç değildir diye düşündüğümüz için romanımızda bir Raskolnikov yoktur ve olmayacaktır da… Çünkü suçunu itiraf eden ve işlediği suçun bedeli olarak acı çekmek ihtiyacı içinde olan Raskolnikov, bizim düşüncemize göre “enayi”sıfatını hak eder. Böyle bir ahlaki iklimde ise “Hepimiz katiliz!” diye pankart da açılması, katillerin yüceltilmesi olağandır. Ne bileyim, giderayak böyle düşünceler üşüştü kafama. Ben de sizlerle paylaşmak istedim. Dönüşte, “ne” ve “kim” olduğumuzu sorgulamaya devam ederiz. Belki yorumlarınız yol gösterici olur. Hoşçakalın!
